Affedici Olmalıyız

Allah’u Teala (CC) sura suresinin 40cı ayeti kerimesinde mealen söyle buyurmaktadır: „Kötülügün karşılığı, ona denk bir cezadır. Fakat kim affeder ve barışı tercih ederse, onun mükafaatı Allah’a aittir. süphesiz ki O zalimleri sevmez.“

Hz. Enes (ra)’dan söyle rivayet edilmektedir: „Rasulullah aleyhissalatu vessellem’i kendisine her ne zaman kısas bulunan bir dava getirildiğinde, mutlaka her seferinde affetmeyi emrediyor gördüm.“

Muhterem kardeslerim,

Konumuz kısas’ın kendisi değildir, fakat bu ayet ve hadisi duyunca şunları düşünmek zorundayız: Allah ve Rasulü kasten müslümanı öldürmek gibi kısası gerektiren ağır bir suç da dahi, bizlere affedici olmayı tercih etmemizi tavsiye etmekte. İslam böyle derken müslümanlara ne oluyor ki, kendi aralarında sanki müslüman öldürmekten daha büyük bir suç işlemiş gibi davranıyolar?

Demek hata bizim duygu ve davranışımızdan kaynaklanmakta. Affedici olmak, kindar olabilmek sanki ulaşılması mümkün, değer bir hedef sayılmamakta.

Bir hadisi şerifde söyle buyurulmakta: „Merhametli olmadıkça inanmış sayılmazsınız! Bunun üzerine ashab: Ey Allahın Rasulu; hepimiz merhametliyiz, cevabi üzerine şu açıklamayı getirdi: Burada birinizin arkadaşına karşı gösterdiği merhamet kastedilmiyor, insanlara ve hayvanlara karşı merhamet kastediliyor.“

Evet çok garibtir ki günümüzde insanlar gayri müslümlere ve hayvanlara karşı çok merhametli, fakat müslümanlara ve müslümanlar kendi kendilerine karşı merhametsiz ve kin dolu davranmaktadırlar.

Tabii ki bu konuda da beklentilerimizi realiteye yaklaştırmalıyız; hiç problemli olmayan, herkes herkese sadece gülümser yüzlü olan, hiç kimse hiç kimseyi incitmemeyen bir toplum beklemek, o Allah’u alem hiç mümkün olmayan bir şeyi beklememiz demek olur. Mümkün olmayan hallerde de insanlar olağanüstün beklentilere ve mistisizme saparlar. Fakat bununla beraber şunu da untmamalıyız: islam insanlara onları benzeri görülmeyen bir şekilde eğitmek, iyiliğe doğru götürmek için, kısacası insanların ahlakı İslam ahlakı olmsı için vahy olunmuştur.

„Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz,“ hadisi şerifini çok iyi biliyoruz, fakat en ufak sorunlarda kardeşlerden kalben uzaklaşabiliyoruz. Haklı olduğumuz iddiasi müslümanlara karşı en büyük silahımız oluyor. Bunları kötülüyoruz, yargılıyoruz ve böylece kapılmış olduğumuz kin hastalığının hertarafa yayılmasına gayret gösteriyoruz.

Bizim anlayisimizda aceba merhametli olabilmek için suçlu mu olmamiz gerekiyor? Haksiz mi olmamiz gerekiyor?

Hakli olmakla beraber, suçsuz olmakla beraber, hayir için susmak, affetmek, ancak ve ancak kendi iyiligiz içindir. Çünkü biz Allah’u Teala nin rahmetine siddetle muhtaciz.

Baska bir hadisi serifde Peygamber efendimiz (sav) söyle buyurmaktadir: „sana günah olarak, husumeti devam ettirmen yeterlidir.“ Çünkü böylece kendimize giybete müsait bir ortam hazirlamis olmaktayiz.

Peygamber efendimiz (sav) insanlarin kendi sahsiyla ilgili hatalarini devamli af ettigini bilmekteyiz.

Allah’u Teala ve Rasulu kinden kurtulmamiz için su tavsiyelerde bulunmakta: Bir hadisi serifde söyle buyrulmakta: „Üç haslet vardir ki bunlar oldukça mümin kalb kin ve husumet tasimaz: Ameli Allah rizasi için ihlasli yapmak, müslüman idarecilere hayirhah olmak, müslümanlarin cemaatine devam etmek… Çünkü müslümanlarin dualari ona katilanlarin hepsinin kusatir.“

Allah’u Teala (CC) Kurani kerim de bu hastaliktan kurtulmamiz için dua etmemizi ve ayriyeten birbirlerimiz için dua etmemizi ima ediyor. Nitekim Allah’u Teala (CC) Hasr suresinin 10 cu ayeti kerimesinde söyle buyurmaktadir: „Onlardan sonra gelenler: „Rabbimiz! Bizi ve bizden önce inanmis olan kardeslerimizi bagisla; kalbimizde müminlere karsi kin birakma. Rabbimiz! süphesiz sen sefkatlisin, merhametlisin,’ derler.“

Hazırlayan: Huzeyfe

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.