Ramazan Bayram Hutbesi 2016

Muhterem Mü’minler;
Rahmet ve mağfiretiyle gönüllerimizi Allah’a yaklaştıran, fazilet ve bereketiyle ruhlarımızı olgunlaştıran, orucu, teravihi, mukabelesi, iftarı, sahuru, Kadir gecesi, zekât ve fıtır sadakaları ve sayılamayacak birçok güzellikleriyle; bizleri Müslüman olduğumuzun şuuruna erdiren mübarek bir Ramazanı üzüntüyle geride bırakmış; yine, böyle bir ayı ihya etmenin sevinciyle, mübarek bir bayram sabahına ulaşmış bulunmaktayız.
Bizlere bugünleri bahşeden yüce Rabbimize hamd-û senalar olsun. Ve bizlere bu günleri nasıl ihya edeceğimizi öğreten Rasulullah (sav)’e salatu selam olsun.
Hepimiz, tertemiz giyinip, Cenab-ı Hakk`ın rızasını ve ikramını umarak mescide koşmuş, Rabbimizin kapısına gelmiş bulunuyoruz. Bu gün, bir ay boyunca bedenimizle ve malımızla ifa etmeye gayret ettiğimiz kulluk vazifelerimizi, rıza-ı İlâhî dergahına arzetmeye geldik. Allahü Teâlâ kapısından bizi eli boş çevirmeyecek, taat ve ibadetlerimizi keremiyle kabul edip mukabilinde rızasını bahşedecektir (inşâAllah).

Muhterem Kardeşlerim!
Sevinçlerin paylaşıldığı, dargınlıkların, kırgınlıkların ve ayrılıkların giderildiği, akrabaların, dostların ve komşuların ziyaret edildiği, öksüzlerin, yetimlerin, fakirlerin, kimsesizlerin ve gariplerin sevindirildiği; ihtiras, düşmanlık ve bencilliğin bırakıldığı mübarek günler olması sebebiyle Bayram günleri sevinç ve neşe günleridir. İşte bu sebeple öncelikle ana ve babamızı, eşimizi ve çocuklarımızı sevindirelim. Güler yüzlü olalım. Geçmişlerimizi dua ve hayırla yad edelim. Barışmak ve kaynaşmak için bayramları fırsat bilelim. Dinimize; iman, ibadet ve ahlakımıza sahip çıkalım. Haram ve günahlara yanaşmayalım. Kardeşlik hukukuna riayet ederek birliğimizi, dostluk ve kardeşliğimizi koruyalım. Kin ve intikam duygularını terkedelim. Birbirimizle selamlaşalım ve bayramlaşalım. Birbirine dargın olanlarımız varsa barışmak için bu günü fırsat bilelim. Rasulullah (sav) efendimizin „Bir müslümanın, müslüman kardeşini üç günden ziyade terkedip, onunla dargın durması helal değildir.“ buyurduğunu bir daha hatırlayalım.

Allah’ın mü’min kulları olarak bizlere ikram ettiği bu mübarek günü en güzel şekilde ve gayesine uygun olarak kutlamaya gayret edelim…

Muhterem kardeşlerim
Şunu da unutmayalım ki Ramazan mücerred bir ibadet ayı değil, ibadetlere ağırlık verilen, hız verilen, kulluğumuzun doruğa ulaştığı veya ulaşması gerektiği mübarek ve muazzez bir aydır. Tabir caizse bir sonraki Ramazan ayına kadar kulluk enerjimizi tazelediğimiz muazzam bir aydır.
Dolayısıyla Ramazan’a veda ederken mü’min asla ibadete ve taata veda etmez. Bilakis çağlayan bir hayır pınarı olarak kalmak için Rabbi ile ahdini daha da sağlamlaştırır ve Rabbiyle bağını daha da kuvvetlendirir. Allah ile ahitlerini bozan ve bayram topuyla birlikte mescitleri terkedenler ise ne kötü insanlardır. Allah’ı ancak Ramazan’da bilirler. Onlar gerisin geriye dönüp hayır yolunu terkedenlerdir.

Ramazan bittikten sonra Kur’an bir kenara bırakılır, mescidler ve cemaatle namaz terkedilirse, haramlara ve günahlara devam edilirse Ramazan’ın etkisi ve bereketi nerede kalır?

Muhakkak ki Ramazan’dan faydalananın Ramazan’dan sonraki hali, Ramazan’dan önceki halinden daha hayırlıdır. İyiliğin kabul edildiğinin bir işareti de kendisinden sonra iyiliklere devam edilmesidir. Yapılan ibadetin boşa gittiğinin ve reddedildiğinin bir işareti de ibadetlerden sonra günahlara geri dönülmesidir.

Kıymetli Mü’minler
İslam; bir Ramazan dini, bir Bayram dini, bir Cuma dini, haftadan haftaya yaşanılan bir din değil; bir hayat dinidir. İslam başlı başına bir hayattır. Hayatımızın her alanına karışan ve müntesiblerini Allah’ın razı olduğu yola ileten bir hayat dinidir. Bu özel günler hayatın akışında olağanlaşıp diriliğini kaybetme tehlikesine karşı kulluğumuzun tazelendiği yeniden canlandığı mübarek günlerdir.
Dolayısıyla cami ve mescid ile, cemaat ile, islami hayat ile ilişkimiz sadece bayramdan bayrama, cumadan cumaya olmamalıdır. Her daim Allah’a kullukta, İslâm’a hizmette daim ve devamlı olmamız kulluğumuzun gereğidir. Geride bıraktığımız Ramazan ve şu mübarek bayram bunu yeniden hatırlamamızın ve kulluk şuuruna ermemizin bir başlangıcı olmalıdır.
Şu çabucak geçen zaman, ne zaman geldi… işte gitti… dediğimiz Rahmet, Mağfiret ve Cehennemden kurtuluşumuza vesile olacak Mübarek ay bize ders olmalı, bundan sonraki hayatımızın da çabucak geçip gideceğini hatırlatmalı ve aklımızı başımıza getirmelidir. Dünyayı kurtarma planları yaparken kendi halini görmeyen kişiden daha gafil kim vardır? Kendi halini düzeltmeden başkasını düzeltmeye çalışmak ne kadar akıllıcadır?

Şeytan ve yandaşları bütün güçleriyle Mü’minleri hak yoldan saptırmak için uğraşırken bize düşen hak yolda bir olmak, aynı inancı, aynı ameli paylaşan mü’minlerle birlikteğimizi devam ettirmektir. Rabbimizi ancak bu şekilde razı edebileceğimizi bilelim. Şeytanın ve yandaşlarının kendi başına, cematten ayrı yaşayanlarla beraber olacağını bildiren Rasulullah (sav)’e kulak verelim. Şahsi kanaat ve görüşlerini din edinenlerden olmayalım. Ölçümüzün, görüşlerimizin, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde şekillenmesi gerektiğinin şuurunda olalım.

Ey oruç tutan kardeşim!

Ramazan’da saflar tek vücut gibi sımsıkı birleşmişken Ramazan’dan sonra dağılmayalım.

Kalp kırgınlıklarımızı bir kenara bırakıp eğer yanlışımız varsa usulüne uygun birbirimize nasihat edelim. Heyecanımızı, gayretlerimizi, mesâimizi; üzerimize düşen kulluk vazifelerimizi ifa ederek, Allah’ın dinini ayakta tutmak için harcayalım. Birbirimizi Allah için sevelim. Bilelim ki; Müslümanlar olarak bizler herşeyden önce islam kardeşliğine muhtacız. İlişkilerimizi kesmeyelim ve birbirimiz hakkında su-i zanda bulunmayalım. Birbirimize buğzetmeyelim ve çekememezlik yapmayalım. Müslümanlara yük değil yükü omuzlayanlardan olalım.

Rasulullah (sav) bir hadis-i Şerifinde şöyle buyurur: „Müslümanların işleriyle ilgilenmeyen onlardan değildir.“

İslam ümmeti Ramazan’a veda ediyor. Fakat kanlı saldırılara ve acılarına veda etmiyor. İslam düşmanları, dört koldan İslam’ı yok etmek ve etkisiz hale getirmek için bütün güçleriyle çirkin bir savaş yürütmeye devam etmektedirler.
İslam ümmeti, çeşitli hilelerle ve ağır musibetlerle imtihan edildi ve halen imtihan edilmektedir. Şurası muhakkaktır ki bu imtihan ve hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Bize düşen; bu imtihanın ağırlığı ve şekilleri üzerinde sızlanıp durmaktan sıyrılıp, bu mücadelede safımızı belirlemek, bunu da hayatımız ve yaşantımızla ortaya koymak için gayret etmektir.
Şunu bilelim ki; beklenen gelecek, Allah’ın izniyle bu davanın olacaktır.

Muhterem kardeşlerim!
Bizim gibi rahat ve huzur içinde bu bayramları kutlayamayan ve canları ve malları talan edilen mü`min kardeşlerimizin durumlarını sadece televizyondan seyretmekle kalmayalım…
İslam Ümmeti bugün; şiddetli bir düşmanlık, kirli bir oyun ve zalim bir savaşla karşı karşıyayken müslümanlar olarak zamanımızın tamamına yakınını halen dünyevi işlerimiz doldurmasın.
Şunu unutmayalım ki; malımızdan ve canımızdan, vaktimizden ve zevklerimizden, eğlencemizden ve oyunlarımızdan fedakârlık etmeden, bütün mü’minlerin birlikte ve sevinçle kutlayacağı gerçek bayramlara kavuşmamız ve dünyada da ahirette de ebedi saadete ulaşmamız kolay değildir.

Unutmayalım ki; Kurtuluş güneşi samimi gayretlerle doğar. Tembelliğe alışan istediğini elde edemez. Dünya geçici bir konak yeridir. Orada ebedi kalmayı düşünmek ise imkansızı istemektir. Ebedi kalacağımız mekana doğru ne zaman biteceği belli olmayan bir yolculuk yapmaktayız. Dolayısıyla bizi ebedi saadete ve mutluluğa ulaştıracak vasıtaları arayalım ve buna sımsıkı sarılalım.

Şüphesiz ki sözlerin en doğrusu Allah’ın kelamıdır. Yolların en hayırlısı, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in yoludur. Amellerin en kötüsü sonradan uydurulan amellerdir.

Gönlündeki imanın sesine kulak vererek mescidimizi dolduran sizlerin ve bütün müslümanların bayramlarını tebrik eder, bayramın bütün İslam alemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim. (amin)

06.07.2016, H. Beki Bağcı

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.