Şeâir – İman ve Küfür Şiârları

İman ve Küfür Şiârları

Alâmet kelimesi arapça alem kelimesinden gelmektedir. İlim kökünden türeyen alem sözlükte; „belli eden, bildiren, iz, alâmet, işâret ve nişan“ anlamlarına gelir. Çoğulu, a’lâmdır. Arap dilinde özel isme alem dendiği gibi bayrak, sancak ve sınır taşına da alem denir.[1] aynı manalarda kullanılan bir diğer kelime de „şiâr“ olup, çoğulu „şeâir“dir.

Bir şeyin tanındığı belirtiler, nişanlar anlamına gelen „şeâir/şiarlar“ ıstılahta genel olarak ibâdetler, yahut hacdaki ibâdetler veya kurbanlar şeklinde açıklanmıştır. Nitekim savaşta iki tarafın tanışması için kullanılan alâmet ve işarete de „şiar -parola-“ denir. Şeâir; bazen ibâdetin kendisine, bazen de yerine denir. Ezan, cemaat ile namaz, bu cümleden olarak Cuma ve Bayram namazları ve Hac dinin şeâirinden, yani alâmetlerindendirler. Aynı şekilde câmiler, minâreler, Hacdaki ibâdet ve haccın özel yerleri de alâmet ve işaretlerdendir ki, Safâ ile Merve de bunlardandır.[2]

Kur’ân-ı Kerim’de „şeâir“ (şiarlar, alâmetler) kelimesi 4 âyette geçmektedir. Bunların tümünde şeâir kelimesi, Allah’a izâfe edilmekte, „şeâiru’llahAllah’ın şiarları“ şeklinde kullanılmaktadır. Bir diğer manada „Şeâiru’llah“; görüldüğünde, Allahû Teâlâ (cc)’yı hatırlatan şeylerdir.

Ey iman edenler! Allah’ın şiarlarına (koyduğu, dinî) işaretlerine, haram aya, (Allah’a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızâsını arayarak Beyt-i Harâm’a yönelmiş kimselere (tecâvüz ve) saygısızlık etmeyin…“ (Mâide 2)

Safâ ile Merve şüphesiz Allah’ın şiarlarından (alâmetlerinden)dir…“ (Bakara 158)

Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc)’ın koyduğu haramları gözetmenin, O’nun koyduğu helâl hükümlere uymanın gereğine işaret edildikten sonra şöyle buyrulmaktadır: „İşte böyle, kim Allah’ın ölçü ve şiarlarını yüceltirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.“ (Hacc 32). Din, Allah’ın şiarlarına tâzim etme (saygı gösterme) esası üzerine binâ edilir. Bu hürmet duygusu, mü’minde takvâ olup olmadığının göstergelerinden biridir. Allah’ın şiarlarından maksat, O’nun muhterem kıldığı, saygıya lâyık gördüğü işaretlerdir. Bunlar, Allah’a yönelişin ve O’nun emirlerine uymanın belirtilerinden başka birşey değildir. Dinin şiarları, Rabbimizin kendisine ibâdete vesile olması için onlara saygı göstermeye, onlarla kulluk vazifelerini yapmaya insanları dâvet ettiği İslâm’ın esaslarıdır. Bunlar âdeta dinin nirengi noktalarıdır. İşte muttakî insan, bu dinî unsurlara saygı gösteren, onlara karşı kusur etmekten sakınandır. Bu dikkat ve sakınma, kalpteki takvânın eseridir. Onun için, „mü’minim“ diyen kimsede dinin mukaddes tanıdığı şeylere karşı lâubâlilik, pervâsızlık ve saygısızlık olmaz. İman, bir anlamda dinin mukaddeslerine saygıdır.[3] Allah (cc)’ın hürmet edilmesini istediği en büyük şiarlar; Kur’an, Kâbe, Peygamber ve namazdır.[4]

– İslam’ın Şiarları

Bir önceki başlıkta tarif ve mahiyeti izah edilerek bazıları zikredilen İslam’ın Şiârları, müslümanları diğer din, kültür ve inanç mensublarından ayıran alametlerdir ki, görüldüğünde Allahû Teâlâ’yı (cc) hatırlatır, mensub olduğu yüce İslâm dinini; ilim, ahlak, inanç ve dış görünüş itibariyle de belirgin vasıflarıyla ortaya koyar.

İslam’ın dış görünüş itibariyle şiarları olduğu gibi, ahlak, davranış farklılıkları ve tekrar edilen sözlerden oluşan belirginleşmiş şiarları da vardır. Şimdi kısaca bu şiarların bazıları üzerinde durmaya gayret edelim:

İbadetler:

Zikredildiği üzere Allahû Teâlâ (cc)’nın emretmiş olduğu ibadetler aynı zamanda İslam’ın Şiarlarıdır. Namaz, oruc, hacc, hacc’ın menâsikleri, zekat, kurban bunların başında gelir.

İslâm bayrağı

Müslümanların şiarlarından biri de İslâm bayrağıdır, tevhid sancağıdır. Hz. Peygamber (sav)’in ilk defa, hicret sırasında Medine’ye girerken livâ/bayrak kullandığı bilinmektedir. Rivâyete göre Mekke’nin fethi esnâsında Rasûlullah (sav)’ın râyesi siyah renkte olup, üzerinde „lâ ilâhe illâllah Muhammedun Rasûlullah“ yazısı bulunmaktaydı.[5] Rasûlullah (sav)’in vefatından sonra, Hz. Ebû Bekir (ra) ve diğer halifeler, bu sancağı savaşlarda sürekli olarak ordunun önünde bulundurmaya gayret göstermişlerdir.[6]

Hilal

Kur’an’da, „Sana hilâllerden sorarlar. De ki:’Onlar insanlar için vakit ölçüleridir…“ (Bakara 189) buyurulur. Hilâl, Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinden biri sayılır. İbn Hacer el-Askalânî’nin İbn Yunus’tan naklettiği rivâyete göre Hz. Peygamber (sav), kabilesinin elçisi sıfatıyla Medine’ye gelen Sa’d bin Mâlik bin Ubeysır el-Ezdî’ye kavmine götürmesi için üzerinde hilâl bulunan siyah bir bayrak vermiştir (el-İsâbe, II/329). Hilâl motifinin bir sembol olarak 7. yüzyıldan itibaren İslâm dünyasında kullanıldığı görülmektedir. Hilâl, 9. yüzyıldan itibaren Doğu’da ve Batı’da hıristiyanlığın sembolü olan haça karşı İslâmiyet’in sembolü olarak kullanılmış ve bu durum, özellikle İstanbul’un fethinden sonra giderek yaygınlaşmıştır. Hilâlin ibâdet takvimindeki rolü, Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde Allah’ın âyetlerinden biri şeklinde gösterilmesi ve ona yemin edilmesi, ayrıca Hz. Peygamber’in Sa’d bin Mâlik bin Ubeysır el-Ezdî’ye üzerinde hilâl bulunan bir sancak vermesi sebebiyle müslümanlar tarafından İslâm’ın sembolü/şiarı kabul edildiği söylenebilir.[7]

Halife

İslâm’ın ve müslümanların simgelerinden biri de, tüm müslümanların tek bir topluluk (ümmet) oluşturmaları ve başlarında Allah’ın (cc) hükmü ile kendilerini yöneten Peygamber (sav)’in halîfesinin bulunmasıdır.

Selâm

İslam’ın şiarlarından biri de selâmdır. Müslümanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında İslâm’ın selâmıyla, Allah’ın selâmıyla selâmlaşırlar.

Başörtüsü:

Kadınlar için Allah’ın emirlerine uygun olarak örtünme, iman alâmetidir, İslâm şiarıdır. Ruhumuz gibi, vücudumuz üzerinde de Allah (cc)’ın hâkimiyetini kabul edişin belgesi olan bir ibâdettir tesettür.

Sakal veya Benzeri İslâmî Görüntü:

Bir hanımın müslüman olup olmadığı, ya da İslâm’a teslimiyeti, dışarıdaki davranış ve kıyafetinden aşağı yukarı belli olur-olmalıdır. Aynen bu durum gibi, bir erkeğin de müslüman olup olmadığı, İslâmî bir kimliğe sahip olma durumu da dış görünüşüyla az çok belli olmalıdır. İşte müslüman erkek için kendi kimliğini belli edecek dışa yansıyan özellikleri, müslümanın şiarıdır. Bu da, başta sakal olmak üzere, sakalla beraber müslümanca bir görünümdür. Sakal ve bıyık şeklinde İslâm’ın dışındaki yabancı ümmetlere; bâtıl din ve ideoloji mensuplarına benzenilmemesi konusuna dinimizde çok büyük bir önem verilmiş, sözlü ve fiilî sünnette açıkça belirlenmiş şekliyle sakal ve bıyık, dinin şiarlarından kabul olunmuştur.

İslamî Kavramlar

Kur’anî kavramlar, dinî ıstılah ve tâbirler de İslâmî şiarların korunması açısından çok önemlidir. Bunlardan bazılarını zikredelim:

a- İtikada ait kavram ve deyimler: Allah’ın zâtî ve subûtî sıfatları, peygamberlerin sıfatları, melek, kitap ve âhiret gününe ait deyimler

b- Fıkıh ve ibâdetlere ait olanlar: Farz, vâcip, helâl, haram, mekruh, sevap, günah… gibi

c- Elhamdülillâh: „Allah’a hamdolsun

d- İnşaallah: „Allah dilerse

e- Bi-iznillâh: „Allah’ın izniyle

f- Mâşâallah: „Allah’ın istediği olur„. „Allah nazardan saklasın“ karşılığı olarak da kullanılır.

g- Es-selâmu aleyküm, (ve aleyküm selâm): „Selâm size olsun„. Selâmın yerine başka türlü deyimleri kullanmamak gerekir. „İyi günler, merhaba, hayırlı akşamlar, hoşça kal, görüşmek üzere!“ gibi ifadeler, hiçbir zaman „selam“daki güzel anlam, dilek ve duânın yerini tutamaz.

h- Allah râzı olsun: „radıyallahu anh„. Özellikle sahabeler anıldığında söylenmesi gerekir.

i- Aleyhi’s-selâm : „sallellahu aleyhi ve sellem„. Peygamberler anıldığında söylenir.

j- Rahmetullahi aleyh: „Allah’ın rahmeti üzerine olsun„. Her ölmüş müslüman için, özellikle âlimler için bu deyim kullanılmalıdır.

k- İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn: İstircâ denilen bu ifade, özellikle bir ölüm haberi alındığında veya bir büyük sıkıntı zamanında söylenilir.

l- Azîzallah: „Allah azizdir„. Ezan sesi ilk duyulunca söylenir.

– Küfrün Şiarları / Sembolleri

Küfrün şiarları da, görüldüğünde sahip oluğu inaç, ideoloji, kültür ve sistemleri akla getiren ve bu sistemlerin belirgin özelliklerini taşıyan alametlerdir. Kilisenin hıristiyanları, havranın yahudileri, heykellerin putperestleri hatırlatması gibi. bunların dışında, konuşma, ahlaki davranışlar, hareket çeşitleri, hayat tarzları ve kılık-kıyafet de  bir takım inanç sistemlerinin şiarı olabilmektedir.

Kâfirler için kutsal kabul edilen şiarlardan herhangi birini kabul etmek, dinimizde kesin olarak haram kabul edilmiştir. Haç işareti, papaz kıyafeti, orak-çekiç işareti, gamalı haç, altı köşeli yahûdi yıldızı, siyonizm vb. bâtıl ideolojilerin her çeşit simgeleri/şiarları, kâfirlere ait devlet marşları, bayrak, flama ve armalar, rozetler, kâfirlere ait âyine benzeyen törenler, küfür imam ve önderlerine saygı duruşu gibi…

Bir hadislerinde Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur: „Râhiplerin elbiseleri (gibi yabancı ümmetlere has elbiseler) giymekten sakının. Kim onların şekillerine bürünür ve onlara benzemek isterse Benden değildir.“ (Taberânî, Evsat). Bu konuyla ilgili diğer bir rivâyette ise Abdullah bin Amr bin Âs (ra) şöyle diyor: Rasûlullah (sav), üzerimde rengi sapsarı bir elbise gördüğünde şöyle buyurdu: „Bu elbise (renk ve şekil itibarıyla) kâfirlerin elbisesidir; onu giyme!“ (Ahmed bin Hanbel).

Kılık kıyafette bâtıl din ve ideoloji bağlılarına benzememek, İslâm’ın üzerinde hassâsiyetle durduğu bir mevzûdur. Zira zâhirî benzemeler, kaynaşmalara ve rûhen yakınlaşmalara sebep olmaktadır. Meselâ; askerler ve polisler gibi aynı meslekten olup, aynı tip elbise içinde görülen insanlarda rûhî bir yakınlaşma kaçınılmazdır. Kezâ, saç, sakal, bıyık şekilleri bir olan ve bu birlikleri hususuyla bir kaynaktan kaynaklanan ve bir gâyeye yönelik olan kişilerde de aynı rûhî yakınlaşmalar müşâhede edilmektedir. İslâm, mü’minlerin bâtıl din ve ideoloji mensuplarıyla kaynaşmasını câiz görmediği içindir ki, kılık-kıyafet mevzuunda da müslümanları bağlayıcı emirler ve yasaklar koymuştur.

İslâm âlimleri; haç takınmak, zünnar bağlamak, haham, râhip, râhibe elbiselerini giymek gibi giyimdeki benzemeleri alâmet-i küfür (küfür alâmet ve şiarları) olarak görmüştür. Burada üzerinde hassâsiyetle durulması gereken husus, giyilecek elbiselerin ve takılacak rozet ve süs eşyasının yabancı ümmetlere, bâtıl din ve ideoloji mensuplarına has olup olmadıkları keyfiyetidir. Mü’minin bâtıl din ve sistemlerden birinin mensubu gibi görülmesine sebep olacak tarzda giyinmesi kesinlikle haramdır. Zira bu tarzdaki bir giyim, yabancı bir milletin bayrağını iltizam eden kişinin işlediği „hıyânet-i vataniyye“ suçu gibi, bir „hıyânet-i İslâmiyye“ suçudur.[8]

Hazırlayan: H. Bekir  07.02.2014


[1] Doç. Dr. İsmail Karagöz, Dini Kavramlar Sözlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, „Alem“ Maddesi
[2] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili
[3] Ekrem Sağıroğlu, Kur’an’da İnsan ve Toplum, s. 243-244
[4] Şah Veliyyullah Dehlevî, Huccetullahi’l Bâliğa, s. 134-135
[5] İbn Mâce, Cihad 20
[6] Ömer Tellioğlu, Şâmil İslâm Ansiklopedisi, Şamil Yayınları, c. 5, s. 343-344
[7] Nebi Bozkurt, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 18, s. 13-15
[8] Ahmed Kalkan, Kavram Tefsiri, „Şiarlar“ Maddesi

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

Diese Website verwendet Akismet, um Spam zu reduzieren. Erfahre mehr darüber, wie deine Kommentardaten verarbeitet werden.