Dua İbadeti, Hükümleri ve Adabı

Duanın Tarifi ve Önemi

„Dua“ kelimesi, „davet ve da’va“ gibi aynı kökten gelmektedir. Sözlükte, küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, aciz olandan güçlü olana doğru meydana gelen bir istek ve niyazda bulunmadır.

İstılah olarak „dua“, kulun Allah’a sığınma ve yakarışını, Allah’ın yüceliği karşısında kulun güçsüzlüğünü itiraf etmesini, sevgi ve tazim duyguları içerisine lütfunu, yardımını ve affını dilemesini ifade eder.

Dua’da asıl hedef kulun kendi durumunu Allah’a arzetmesi (sunması) olduğuna göre, bu, kul ile Allah arasındaki bir ilişkidir. Bu ilişki de kul, kendini yaratan ve rızık veren Rabbine halini arzeder, acizliğini, güçsüzlüğünü dile getirir, hatalarını ve eksikliklerini iletir; bunun karşısında o Yüce Makam’dan yardım, bağış, af ve merhamet, güç ve destek ister. Bu durum, kulun Allah’a bir bağlılığı, bir tesilimiyetidir.[1]

Dua, insanın Allah’a kul­luk faaliyetlerinin esas un­surudur. Bunun için pey­gamberimiz (sav) „Dua ibâdetin özü, iliğidir.“[2] bu­yurmuştur. İliksiz kimsenin ayakta duramadığı gibi, duasız i­badetin de fazla değeri ol­maz. Her ibâdet dua ile başlar ve dua ile sona erer.[3]

Allah katında insanın de­ğeri ibâdetine ve duasına göredir. Kur’an-ı Kerim de bu hakikat, mealen şöyle i­fade edilmiştir: „De ki: i­badet ve duanız olmasa, Rabbim size ne diye de­ğer versin.“ (Furkan: 77)

Dua etmemek, insanı kendini büyük görmeye, her şeyi kendinden bilme­ye, pervasızlığa ve haddi aşmaya yöneltir. Dolayısıyla Allah’ı anmak, O’na ibâdet ve duada bulun­mak, insanın Hak’tan ayrıl­masına engel olur, Hakk’a bağlılığını sağlar… Onun için İnsan sadece Allah’tan korkmalı, umduğunu da sadece Allah’tan ummalıdır.[4]

Dua, insanda fıtrî­dir ve özellikle sıkıntılı anlar­da Allah’a dua etmek, sadece samimî müminlere has bir durum değildir. Allah’a ortak koşanlar da bu gibi durum­larda Allah’a yönelir ve O’na dua ederler. Dua ettikten son­ra insan gönlünde bir ferahlık ve serinlik hisseder. İsteğinin yerine getirileceği konusunda ümidi artar. Bu yönüyle dua insana bir şifa ve rûhî buna­lımlara karşı koruyucu bir sağlık tedbirdir. Bu nedenle­dir ki, dua etmeyen toplum­lar rûhen çökmüş toplumlardır.[5]

Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiği bir hadiste Peygam­berimiz (sav) şöyle buyuruyor: „Allah, kendisinden is­tekte bulunmayan kuluna gazâb eder.“[6] Bunun sebebi şu­dur: İsteğini yüce Allah’tan istemeyen kimse, sanki O’ndan müstağnî imiş gibi bir tavra bürünmektedir. Ku­lun isteğini yüce Allah’a arz etmemesi caiz olmaz. Aksine ubudiyetini, fakrını, aczini ve ihtiyacını itirafının bir nişanesi olarak bütün istek ve ihtiyaçlarını Allah’a arz etmesi gerekir. Zira kulları içinde Allah’a en sevimli olanı, isteğini Allah’a ileteni, onların en sevimsiz olanı ise O’ndan müs­tağni bir tutum içine girenidir. İnsanlar nezdine inildiğin­de bu durum tersine dönüşür. Zira insanlar katında, insan­ların en sevimli olanı müstağnî olup, bir şey istemeyeni, en hoşlanılmayanı ise onlardan bir şeyler isteyip duranıdır.[7]

Duanın Adabı ve Makbul Olduğu Zamanlar

Dua ibadetinin rükünlerine ve adâbına riayet etmek şart­tır. Bu ibadeti ifsad eden hal­ler iyi bilinmelidir. Günü­müzde Telli Baba, filân baba, falan şeyhin kabrinde kuyru­ğa girerek onlardan yardım dileme bid’adı yayılmıştır. Müminler, müşriklerin ve bid’at ehlinin yaptığı gibi ölü­ye yakarmaz, onlardan birta­kım ihtiyaçların karşılanması­nı istemezler. Kabir başında yapılan duanın evde yapılandan üstün olduğuna inan­maz, bu kimselere yemin ede­rek, Allah’tan talepte bulunmazlar. „Allah bize yeter, o ne güzel vekildir.“ derler. (Âl-i İmrân, 173) Dinin esası da budur.

İslam alimleri bid’at dua şekillerini şöyle tespit etmiş­lerdir: Ölü ya da gaip birin­den yardım dilemek. ‚Ey efen­di hazretleri bana mağfiret et, tevbemi kabul et‘, demek şirk­tir. Peygamber ve salihlerden, ölmüş veya gaip birine benim için Allah’a dua et, demek bid’attır. Ölülerden medet umulmaz. Kabirleri ziyarette ö­lülere ancak selam verilebilir, onlara Kur’an okunur. Al­lah’a, ‚Allahım senden filanca­nın yanındaki makamı hakkı için şunu şunu istiyorum; di­ye dua etmek, nehyedilmiştir. Çünkü „Yardım Allah’tandır.“

Hanefi fukahası:“ Herhan­gi bir kimsenin aracılığıyla Allahû Teâlâ (cc)’dan bir şey istemek caiz değildir.“ hük­münde ittifak etmiştir. Dua sadece Allah’a yapılmalı, ara­ya başka biri aracı olarak sokulmamalıdır. Zira namazın her rekatında tekrar ettiğimiz Fatiha Sûresi’nde: „Sadece sa­na ibadet eder ve sadece sen­den yardım dileriz.“ ikrarında ve taah­hüdünde bulunduğumuz malumdur.

Salih ameller vesilesi itti­haz ederek talepte bulunma­nın ise bir mahzuru yoktur. Bu­nun delili mağaraya sığınan üç kişinin duasıdır. Bunlar­dan her biri yalnızca Allah’ın rızasını gözettiği önemli bir a­melini zikrederek duada bu­lunmuştur.

Allahû Teâlâ (cc) kendisine nasıl dua edileceğini, Kur’an-ı Ke­rim’de Rasûllerinin dualarını haber vererek öğretmiştir. Müminler önce bu duaların keyfiyetini dikkate almak duru­mundadırlar. Duanın yalnız ve sade­ce Allahû Teâlâ’ya(cc) yapıl­ması zaruridir. Hesap günü­nü düşünen her insanın, dua ibadetini ihlâsla edâ etmesi gerekir.[8]

Dolayısıyla duanın muhatabı Allah (cc)’dır. İstekler ve arzular Al­lah’a arzedilir. Allah (cc), kulları kendisine dua etti­ğinde, onlar icabet edeceği­ni haber vermiştir: „Kulla­rım sana, beni sorduğun­da (söyle onlara): Ben ya­kınım, bana dua ettiği za­man dua edenin duasını kabul ederim. O halde (kullarım) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.“ (Bakara: 186) [9]

Duanın Adabı

Dua’nın kabule şayan olması için dua yapılırken uyulması gereken adablar vardır. Dua’nın adablarını İmam-ı Gazali (rh.a) şu şekilde sıralamıştır: (özetle)

1. Şerefli vakitleri gözetmek. Senenin Arefe gününü, aylardan Ramazan ayını, haftanın cum’a gününü ve saatlerin de seher vaktini gözetmek gibi…

2. Şerefli halleri fırsat bilmek. Allah’ın düşmanlarıyla cihad edenlerin safları düşman saflarına yaklaştığı, yağmur yağdığı, farz namazların kılınacağı zaman gibi. Ayrıca, ezan ve kamet arasında, oruçlu olup iftar açma halleri de dua için kıymetli hallerdendir… Secde hâli de duanın kabul olunmasına uygun hâllerdendir.

3. Kıbleye yönelerek dua etmek. Dua ederken kıbleye dönük olarak diz çöküp iki elini açmalı ve dua sonunda yüzüne sürmelidir.. Dua ederken gözlerini semâya dikilmemelidir.

4. Allah’ın zikriyle (Hamdu Senâ ile) duaya başlamak. Duanın başlangıcında hemen isteklerini sıralamaya girişmemelidir. Önce zikretmeli, zikirden sonra isteklerini sıralamalıdır. Hz. Peygam­ber (sav) şöyle buyurmuştur: „Biriniz dua edeceği zaman Allah’a hamd ve senâ ile baş­lasın, Rasûlüne selâvât getir­sin ve bundan sonra artık di­lediği duayı yapsın[10]

5. Sessizce dua etmek. Dua ederken sesini ne fazla yükseltmeli, ne de iyice kısmalı, ikisi arasında bir tonla dua etmelidir.

6. Duayı sızlayarak tazarru ile yapmak. Dua edenin hâli, Allah’a yalvaranın hâli gibi olmalıdır. Zira Allah nezdinde en güzel dua yalvarışlı ve yakarışlı duadır.

7. Duada ısrar ederek, duayı üç defa tekrarlamak. İbn Mes’ud (ra) Hz. Peygamber (sav)’in, dua ettiği zaman duasını üç defa tekrarladığını, Allah’tan istediği zaman istediğini üç defa tekrarladığını söylemektedir. (Müslim; hadisin sonu: Buharî ve Müslim)

8. Duanın kabul olunacağına kesinlikle inanmak. Dua hakkındaki ümidine son derece bağlı olmak gerekir. („Dua ettim de duam kabul olunmadı“ diye dü­şünmemelidir.) „Allah bir kula dua etmesini müyesser kılmışsa, mutlaka kabul etmeyi de müyesser kılmıştır.“[11]

9. Bâtınî edeptir. Duanın kabul olunmasının temeli bâtınî edeptir ki o da, tevbe etmek, zulümle aldıklarını geri vermek, bütün varlığıyla Allah Teâlâ’nın ibâdetine yönelmektir. Duanın kabul olunmasının en yakın sebebi budur.[12] (İnsan dua ederek Allahû Teâlâ (cc) yöneldiğinde dileği, istediği şeylerin gerçekleşmesine yar­dımcı olacak sebeplerin yara­tılmasıdır. Yani kul amelleriy­le yakınlaşmazsa ettiği dua­nın mânâsı olmaz. Tembelliği huy edinmiş birisi kazancının artırılması için dua edebilir, ama önce çalışması lâzımdır.[13])

Ayrıca;

Dua umumi olmalıdır. Dua önce bütün müslümanlara ve bütün müslü­man beldelere yapılmalı­dır. Kişinin sadece kendisine dua etmesi, müslüman kardeşlerini duasının içeri­sine almaması bencillik olduğu gibi, duanın kabulü­ne de engel olur.[14]

Duanın muhtevası, Al­lah’tan istenen meseleyle ilgili olmalıdır. Meselâ yemek dua­sı ile yolculuğa çıkıldığında yapılacak dua birbirinden farklıdır. Bir çok konuda Hz. Peygamber (sav)’den nakle­dilmiş dualar mevcuttur. Dua bu muhtevala­ra uygun yapılabileceği gibi kişinin kendi gönlünden ge­çeni ifade etmesi de müm­kündür. Ancak belli davra­nışlarda; mesela kabir ziyaret­lerinde yemeklerden sonra, helaya girerken, yeni bir elbi­se giyerken yolculuğa çıkar­ken v.s. Resûl-i Ekrem (sav)’den nakledilmiş dualarla dua et­mek hem sünnet, hem de da­ha güzeldir.[15]

Hulasa;

Dua etmek isteyen kimsenin, öncelikle günah ve hatalarından tevbe edip, haksızlık ettiği kimselere haklarını geri vermesi ge­rekir. Daha sonra abdest a­lıp kıbleye yönelmeli, diz­leri üstüne çöküp ellerini kaldırarak, huzû ve huşû i­çerisinde dua ile Allah’tan dilediğini üç kere tekrar e­derek istemelidir. Duasında sınırı aşıp, yakışmayacak şeyler istememesi için, kişi­nin eserlerde kayıtlı riva­yet edilen duaların dışına çıkmaması daha efdaldir. Çünkü her­kes güzel dua etmesini be­ceremez.[16]

Duanın makbul olduğu zamanlar

Dua’nın belli bir vakti yoktur. Ancak hadislerde haber verildiği üzere dua etmenin makbul ve kabula şayan olma ihtimalinin fazla olduğu kıymetli vakitler de vardır ki, dua edileceği zaman bu vakitleri gözetmenin büyük önemi vardır. Kaynaklarımızda bu vakitler delilleriyle birlikte izah edilmiştir. Bazılarını zikredelim:

Arefe günü, Ramazan ayı, cum’a günü ezan vakti ve cum’a günü güneş batmadan önceki son vakti, ezan ile kamet arası, her günün zeval vakti, gecenin ikinci yarısı, seher vakti, cum’a gecesi, Receb ayının ilk gecesi, Şaban’ın onbeşinci gecesi, Kadir gecesi, bayram geceleri, farz olsun nafile olsun oruçlunun iftar vakti, farz namazlardan sonra, secde anı, Beytullah’ı görünce yapılan dualar, dua yapmak için, efdal olan makbul zamanlardır.[17] Bu vakitlerde yapılacak dualar daha makbûldür ve kabul edilme ihtimalleri daha fazladır.

Duanın Kabul Edilmesinin Şartları

Duanın dua olabilmesi, kul ile Rabbi arasındaki bu canlı bağlantının sağlıklı kurulabilmesi için uyulması gereken bir takım şartlar ve görevler vardır.

Herşeyden önce haramdan, haram lokmadan, gafletten, masivadan arınmış bir gönül ve dilin adamı olunmalıdır. Samimiyetle istemesini bilmeli, elle­rimizle beraber gönlümüzü de açmalıyız. Sonuç alı­nıncaya kadar ısrarlı olmalı, kararlı davranmalı, asla ümitsizliğe kapılmamalıdır.

Hz. Peygam­ber (sav) şöyle buyurmuştur: „Allah’a kabul edileceğinden emin olduğunuz halde dua ediniz. Biliniz ki, Allah, gaflet, oyun (oya­lanma) içinde olan kalbin duasını kabul etmez.“[18]

Dua deyince, sadece dille yapılan dua anla­şılmamalıdır. Bir de fiili dua vardır. Fiili dua; dil ile talep ettiğimiz şeylerin gerçekleşmesi için sebeplere sarılarak gerekli çalışmayı yapmaktır. Yoksa tembellik yaparak, sadece dille yapılan duayla yetinmek eksik­tir, arızalıdır. Öyleyse arzu edilen şeyler için gerekli gayret gösterilmeli, imkanlar seferber edilme­li ve kapasitemiz kuvveden fiile geçirilmelidir. Dillerimizin söylediği duayı kulaklarımız duyma­lı, kalbimiz tasdik etmeli, kalıbımız o istikamette ibadetlere ve sebeplere yönelmelidir.. Gafil olunmamalıdır.[19]

Dolayısıyla Mü’min, her konuda üzerine düşen görevi yaptıktan sonra duaya başvuracaktır. Kısaca „dua etmeye yüzü olacaktır“. Hiç bir şey yapmadan, çalışmadan, tehliklere karşı tedbir almadan, toplumun ve nefsin ıslahı için bir şey yapmadan, günahlardan korunmadan; „Rabbim, şunu yap, bunu halledi ver, istersen affet, düşmanı kahret, ortalığı düzelt, ihtiyaçlarımızı gider“ demek dua değildir.[20]

Duanın kabule şayan olmasının şartlarını maddeler halinde sıralayak olursak, zikredilen edeblere riayetle birlikte ek olarak kaynaklarımızda şu şartlara dikkat çekilmektedir:

– Öncelikle helal lokmaya dikkat edilmedi, yediğimiz, içtiğimiz ve giydiklerimiz helal olmalı,
– Duanın kabul edileceğine kesin inanmalı,
– Hata ve günahlardan tevbe edilmeli,
– Duada acele etmemeli, gevşeklik, usanç ve ağırlık göstermemeli,
– Dua muhayyerlik içermemeli, yani „yarabbi dilersen ver“ dememeli,
– Bela ve musibet gelmeden önce, nimet ve refah içerisinde iken bol dua etmeli,
– Duada haddi aşmamalı, sünnet ve şeriatın sınırını aşan garib dileklerde bulunmamalı,
– Açık gönülle kalbten dua etmeli, ezbere dua etmemeli,
– Sebeblere yapışmalı, ibadet ve amel olmadan kuru temennilerde bulunmamalı.[21]

Dersimizi bir hadis-i şerif ile bitirelim. Peygamberi­miz (sav) şöyle buyurmuştur:

İçerisinde günah yahut akrabalık bağını kesme is­teği bulunmadan Allah’a dua eden her bir müslümanın duasına Allah şu üç şeyden birini nasip eder (verir): Ya duasına bu dün­yada karşılık verir, yahut onu âhirete tehir eder ya da onun yerine, istediği i­yilik mislince bir kötülüğü ondan uzaklaştırır.“[22]

Hazırlayan: H. Bekir B.
04.01.2014



[1] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları, Dua maddesi
[2] Tirmizî, Sünen, c. 2, s. 373, Hd. No: 3247 ve c. 5, s. 456, Hd. No: 3371
[3] İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış An­siklopedisi 1/422, Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi: 9/531
[4] N. Mehmed Solmaz, Misak Dergisi, Sayı 171
[5] Doç. Dr. Ahmet Kılıç, Misak Dergisi, Sayı 94
[6] Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 456, Hd. No: 3373; Ebû Ya’lâ, Müsned, Dimaşk: Dâru’l-Me’mûn, 1984, c. 12, s. 10, Hd. No: 6655.
[7] Şeyh Ahmed Rumi, Mecalisû’l-Ebrâr, Misak Dergisi, Sayı 171
[8] Doç. Dr. Ahmet Kılıç, Misak Dergisi, Sayı 94
[9] N. Mehmed Solmaz, Misak Dergisi, Sayı 171
[10] Sünen-i Ebû Dâvûd, İst:1401 K. Salât, 358; Sünen-i Tirmizî-K. Daavât, 65
[11] Münavi, Feyzul-Kadir, 5/417
[12] İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Bedir Yayınevi, C:1, Kimya-yı Saâdet, Arslan Yayınları, Sayfa: 167 v.d.
[13] Doç. Dr. Ahmet Kılıç, Misak Dergisi, Sayı 94
[14] N. Mehmed Solmaz, Misak Dergisi, Sayı 171
[15] Doç. Dr. Ahmet Kılıç, Misak Dergisi, Sayı 94
[16] Şeyh Ahmed Rumi, Mecalisû’l-Ebrâr, Misak Dergisi, Sayı 171
[17] Seyyid Aizâde, Şir’atü’l İslâm, Berekat Yayınevi, Sayfa: 171-172 (özetle)
[18] Tirmizi, Daavat, 66
[19] Halil Atalay, Misak Dergisi, Sayı:232
[20] Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, Beyan Yayınları, Dua maddesi
[21] Seyyid Aizâde, Şir’atü’l İslâm, Berekat Yayınevi, Sayfa: 164-176 (özetle)
[22] Ahmed, Müsned, c. 3 s. 18 Hd. No: 11149; Ebû Ya’lâ, Müsned, c. 2, s. 2%, Hd. No: 1019; Mün- zirî, A.g.e., c. 2, s. 314, Hd. No: 2522.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.