Cenaze ve Adetler Üzerine

Ölünün Arkasından Kur’an Okumak

Ma’kıl İbnu Yesar (ra) anlatıyor: „Rasulullah (sav) buyurdular ki:

Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Yasin suresini okuyun.“[1]

Hadiste, „muhtazara (ölmek üzere olanlara) okuyun“ demiyor, „ölülerinize okuyun“  diyor. Alimler çoğunlukla „ölüler“ tabirinden ölüme yaklaşanları yani muhtazarları anlamış ise de, bazıları zahirî manayı esas alarak ölülere okumayı esas almıştır. Ama, „en doğrusu her ikisinin de kastedildiğini anlamaktır“ diyenler de olmuştur.

Bir kısım Hanefiler bu hadise dayanarak „Kişi amelinin sevabını bir başkasına bağışlayabilir, ameli kıraat, namaz, oruç, sadaka, hacc, hangi çeşitten olursa olsun farketmez“ diye hükmetmiştir. Mu’tezile „Kişi  için ancak çalıştığı vardır“ (Necm 39) ayetini göstererek itiraz etmiş ise de, ulema mukabil deliller zikrederek Mu’tezilî görüşü reddetmişlerdir (Feyzu’l-Kadir 2, 67).[2]

Son yıllarda yayınlanan bazı eserlerde; „Kur’an-ı Kerim mezarlıklarda ölülerin ruhuna okunmak için değil, diriler için indirilmiştir. Allahu Teala (cc)’nın bizlere yüklediği vazifeleri öğrenmek ve salih amellerde bulunmak için, Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumak gerekir. Mânâsını bilmeden okumanın herhangi bir faydası yoktur“ gibi tezler ileri sürülmektedir. (..) Beldemizde yaygın olan bir örf ve adet vardır. Ölünün arkasından hatim indirilir ve sevabı ölüye bağışlanır. Belirli günlerde mezarlıklar ziyaret edilir, Yasin veya Tebareke suresi okunur. Hatim indiren hocaefendilere hediye verilir. (..) Ölünün arkasından Kur’an-ı Kerim okunması, sahih bir örf müdür? Ölüye herhangi bir faydası olur mu? Bir kimse, Kur’an-ı Kerim okuduğu için ücret alabilir mi?

Bilindiği gibi Kur’an-ı Kerim okumak bir ibadettir. Mezar ziyareti ise, ölümü ve hesap gününü hatırlatan bir ameldir. Resul-i Ekrem (sav)’in: „-Her kim kabristana girer de Yasin Suresi’ni okursa, o gün Allahu Teala (cc) kabirdekilerin azablarını hafifletir. Okuyana da oradakilerin sayısınca sevap verilir.“[3] hadis-i şerifi, bunun delilidir. Bazı kimselerin „-Kur’an-ı Kerim diriler için inmiştir, ölüler için değil“ şeklinde ifade ettikleri mahiyet doğrudur. Zaten kabristanı ziyaret edip, Kur’an-ı Kerim okuyan kimse de diridir. Ölülerden teklif düşmüştür. Bu konuyla ilgili olarak Feteva-ı Hindiyye’de: „-Ölü defnedildikten sonra; kabrin başında, bir deve kesilip eti dağıtılacak kadar bir müddet oturup, Kur’an-ı Kerim okumak ve ölü için dua etmek müstehaptır… İmam-ı Muhammed’e göre, kabrin yanında Kur’an-ı Kerim okumak mekruh değildir. Alimlerimiz bu görüşü kabul etmişlerdir. Okunan Kur’an-ı Kerim ölüye fayda verir. Muhtar olan kavil budur…“[4] hükmü kayıtlıdır.

Bir kimse, Kur’an-ı Kerim okuduğu için ücret alamaz. Zira okumasının sevabı, hassaten kendisine mahsustur. Kendisine mahsus olan sevabını satabilmesi mümkün değildir. Ayrıca Resul-i Ekrem (sav)’in: „Kur’an-ı Kerim’i okuyunuz. Fakat onunla dünyalık kazanıp yemeyiniz[5] buyurduğu sabittir. Herhangi bir mükellefin; sevabını ölen yakınına bağışlamak niyetiyle, ücret karşılığı Kur’an-ı Kerim okutturması da caiz değildir.[6]

İbn-i Abidin: „Bazıları ücretle Kur’an okumaya caizdir diyorlar, bunlar bir şeye dayanıyorlar mı derseniz, derim ki; evet fetva veriyorlar. Fakat neye dayandıklarını sorsan, onlar da yeryüzünün şarkını ve garbını arasalar, sağlam bir delil bulamazlar“(638) diyerek, meseleye açıklık getiriyor.

Mü’minler; ölmüş olan kardeşleri için Kur’an-ı Kerim okurlarsa, kardeşlik hukukuna riayet etmiş olurlar. Bunun için ayrıca ücret talebinde bulunmamaları şarttır.[7]

Telkin

Cenaze defnedildikten sonra telkin yapılmaz. Ama yapılırsa mâni de olunmaz. Cevhere’de, bunun ehli sünnete göre meşru olduğu kaydedilmiştir.
Bunun Delili; „Ölülerinize, Allah’tan başka ilâh olmadığına tanıklık etmeleri için telkinde bulunun.”[8] Hadis-i Şerifinin zahiridir.
Şu kadar demek kâfidir: «Ey fulan oğlu fulan! Hangi dinde olduğunu hatırla! ve ‚Rab olarak Allah’a, din olarak İslâma, peygamber olarak da Muhammed’e razı oldum.‘ de!»[9]
Definden sonraki bu telkin Şafiî ve Hanbelîlere göre müstehabtır.
Hanefiler dediler ki: Definden sonra telkin okumak ne emredi­lir, ne de yasaklanır. Zahir rivayet, yasaklanmasını gerektirmektedir.
Malikiler dediler ki: Defin esnasında ve definden sonra telkin mekruhtur.  Telkin,  ancak ölüm anında mendub olur.[10]

TA’ZİYEDE BULUNMAK

Ta’ziyye; sabır tavsiye etmek manasınadır. Ölü sahibine ta’ziyede bulunmak müstahsendir. Ta’ziyenin vakti; ölüm hadisesinden itibaren üç gündür. Bu süreden sonra ta’ziye’de bulunmak mekruhtur. Ancak başka beldelerde ikâmet eden ve bu süre içerisinde ta’ziye’de bulunamayanlar müstesnadır. Eğer ölü sahipleri sabırlı ve sakin ise, defin hadisesinden önce de „Ta’ziye“ yapılabilir. Ölünün bütün akrabalarına ta’ziye’de bulunmak müstehabtır. İbn-i Abidin; „Ta’ziye yapan kimse; „Allah sana ecri cezil, sabrı cemil ihsan eylesin. Meyyiti de afv ve mağfiret buyursun“ der“ hükmünü zikrediyor. Ta’ziye’de asıl olan; ölünün yakınlarına sabır tavsiye edici ve onların acılarını dindirici sözler söylemektir. [11]

Mevlid ve Ölünün 40. 52. gecesi

Mevlid; Genellikle Resûl-i Ekrem (sav)’in „Doğum Gecesi“ için kullanılmıştır. Araplar arasında mevlid olarak; „Baned Suad“ „Kaside-i Bürde“ ve „Hemziyye“ gibi metinler vardır. Türkçe’de de yirmiye yakın „Mevlid“le ilgili şiir mevcuddur. Mevlid merasimleri ilk defa; „Gulat-ı Şia’nın“ hakim olduğu Fatimi devletinde düzenlenmiştir!.. İbn-i Abidin müzik ve eğlenceden başka birşey olmadığını kaydetmekte ve kat’iyyen mevlid okutturulmamasını tavsiye etmektedir.

Ayrıca halk arasında „ölünün 40. veya 52. gecesi“ adı altında yapılan törenler de; bid’at’tır!.. Esasen bunların bir kısmı; gayr-i müslimlerden (zımmilerden) geçmiştir. Ölüm ve doğum yıldönümleri, yılbaşı kutlamaları, kadınlı-erkekli düğün merasimleri, caddelere heykel ve büstlerin dikilmesi, kırkıncı gün ve sene-i devriyye ihtifallerini bu meyanda sayabiliriz. Bunların tamamı gayr-i müslimlerden gelmiştir.[12]

Çelenk

Resûl-i Ekrem (sav): „Ölülerinizin iyiliklerini anın, kötülüklerini söylemeyin“(635) emrini vermiştir!.. Mü’minler; kendilerinden olan (yani mü’min olan) kardeşleri öldükten sonra, kat’iyyen onun kötülüklerinden bahis etmezler. Ayrıca bu kardeşlerini anmak için de; yılın belli günlerini tayin etmekten  şiddetle kaçınırlar. Herhangi bir cenazeye „çelenk“ göndermek, çok büyük bir hakarettir. „Zira „çelenk“ batı toplumlarında; „haç“ işaretinin çiçeklerle süslenmesi sonucu ortaya çıkmış bir adettir. Müslüman bir ölüye „çelenk“ göndermek, onu „haç“ taşıyan bir Hristiyana benzetmek demektir. Bundan daha büyük bir hakaret düşünülebilir mi?[13]

MEZAR ZİYARETİ

Kabirleri ziyaret etmek ve yanlarında ayakta duâ okumak da sünnettir. Nitekim Resûl-i Ekrem (sav) „Bakia“ mezarlığına çıktığı zaman bu şekilde yapmıştır. Kabristan’da „Yasin-i Şerif“ okumak da, sünnetle sabit olmuştur. Nitekim: „Her kim kabristana girer de Yasin Sûresi’ni okursa o gün Allah kabirdekilerin azaplarını hafifletir. Okuyana oradakilerin sayısınca sevap verilir[14] Hadis-i Şerifi, bunun delilidir. Yasin Sûresi’ni bilemeyen mükellef; Kur’an-ı Kerim’den Fatiha, Ayete’l Kürsi ve İhlâs okur. „Ya Rabbi; okuduğumun sevabını fûlana ve burada yatanlara ulaştır“ diye dua eder.[15]

Ölü İçin Ağlama

Ölü için, yüksek sesle bağırıp çağırarak ağlamak Mâlikîlerle Hanefîlere göre haram, Bağırıp çağırmaksızın gözden yaş akması, bütün mezheblere göre mubahtır. “Vah benim güzelime!”, “vah benim dayanağıma!”., gibi sözleri söyleyerek ölünün iyi taraflarını saymak -ki buna “nedb” denir- caiz değildir. Ağıt­çı kadınların (ağlayarak) ölünün güzel hasletlerini sayması da bu hük­me tâbidir. Yüz boyamak, suratı tokatlamak, yakayı yırtmak da caiz değildir. Zîrâ Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki:

Yanakları(nı) şamarlayan, yakaları(nı) yırtan ve câhiliyet çağırmalarıyla çağıran(lar) bizden değildir.” [16]

Diğer bir Hadis-, İer,flerinde Peygamber (sav) şöyle buyurmuşları

«Ümmetimde câhiliyet âdetlerinden kalma dört şey vardır ki, onları terk edemezler, (Bunlar): Asaleti ile öğünme, neseplere ta’n, yıldızlarla yağmur isteme ve niyâhadır.» Rasûlullah (sav) şunu da sözlerine ilâve buyurdular:

«Yasçılık yapan kadın, Ölmezden evvel tevbe etmezse, kıyamet gü­nünde üzerinde katrandan bir elbise ve uyuzlu bir gömlek olduğu hâlde (kabrinden) kaldırılır. » (Müslim)

Ölü, kendi mahremlerinin ağlamaları nedeniyle azâb görmez. Ama ağlamaları için vasiyette bulunursa azâb görür. Ölümünden sonra, ağ­layacaklarını bildiği yakınlarının, eğer vasiyetini yerine getirerek ağla­mayacaklarını zannediyorsa, ağlamamaları için vasiyette bulunması vâcib olur. Vasiyet etmezse, ölümünden sonra ağlamaları nedeniyle azâb gö­rür.[17]

Cenaze Evinde Yemek Yapmak

Mekruh bid’atlerden biri de günümüzde yapılan şu uygulamadır ki; cenaze evden çıkarılırken veya mezarın yanına konulurken hayvan kesilmekte, taziye için toplananlara yemek hazırlanmakta ve onlara takdîm edilmektedir. Sanki bir sevinç ve eğlence toplantısı varmış gibi… Bu, mekruh bir davranıştır. Vârisler arasında bulûğ çağına ermemiş olanlar varsa, yemek hazırlamak ve gelenlere sunmak haram olur. İmam Ahmed İbn Hanbel ile İbn Mâce, Cerir İbn Abdullah’ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Bizler ölü sâhiblerinin yanında toplanmayı, onların da toplananla­ra yemek hazırlamalarını niyahetten (ölünün üzerine yapılan ağıt gibi mekruh)  sayardık.”[18]

Komşu ve dostların, ölü sâhibleri için yemek hazırlayıp onlara gön­dermeleri ise mendubtur.
Keder ve hüzün, yemek yemeye mâni olduğundan ötürü, ölü sâhiblerine yemek yemeleri için ısrar etmek gerekir.[19]

Hazırlayan: H. Bekir B.

[1] Ebu Davud, Cenaiz 24, (3121); İbnu Mace, Cenaiz 4, (1448)
[2] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 15/238-239
[3] İbn-i Abidin- Reddü’l Muhtar Ale’d Dürri’l Muhtar- İst: 1983 C: 3 Sh: 503
[4] Şeyh Nizamüddin ve Heyet- El Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400 C: 1 Sh: 166
[5] İmam- Merginani- El Hidaye – Kahire: 1965 C:3 Sh: 240
[6] Yusuf Kerimoğlu, Fıkhi Meseleler
[7] Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet
[8] Ebû Dâvûd, cenâiz, 13
[9] İbn-i Abidin- Reddü’l Muhtar Ale’d Dürri’l Muhtar
[10] Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 711-714.
[11] Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet
[12] Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet
[13] Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet
[14] İbn-i Abidin – Reddü’l Muhtar Ale’d Dürri’l Muhtar – İst: 1983, C: 3, Sh: 503
[15] Yusuf Kerimoğlu, Emanet ve Ehliyet
[16] Buhârî, Cenâiz, 36
[17] Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 757
[18] İbn Mâce, Cenâiz, 60; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/204
[19] Abdurrahman Ceziri, Dört Mezhebe Göre İslam Fıkhı- 2, Çağrı Yayınları, 7. Baskı, İstanbul, 1993: 766-767

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.