İman ve Sevgi

Enes İbni Malik (ra)’den rivavet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuş­tur:

 Sizden biriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe (tam) iman etmiş olmaz.[1]

Hadis, kendisi için sevdigini kardeşi için de sevmeyenin imanının tam (kamil) olmayacağı şeklinde anlaşılmalıdır.

Muhabbetten maksat, hayır ve menfaat istemektir. Sonra burada bahsedilen muhabbet dinidir, beşeri muhabbet de­ğildir. Zira beşeri tabiat, kendisinin yanında başkasına da hayır yapılmasını hoş karşılamayabilir. İşte insanın beşeri tabiatı­na karşı gelip, kendisi için istediğini kardeşi içinde istemesi gerekir. Kişi kendisi için istediğini kardeşi için istemediği tak­dirde hasetçi sayılır.[2]

Sevgide mümin farkı

Hadisimiz bize göre fevkalade önemli bir hususu, bir özelliği dikkatlerimize sunmaktadır: Sevgide mümin farkı… Her şeyden önce iman sevgi ürünüdür. Yani inanmak, sevmek demektir. Kulluk (ibadet) ise, sevgiye dayalı imanın tezahürüdür, dışa vurmasıdır. Bir hadis-i şerifte belirtildiği gibi imanın tadına, Allah ve Resulünü, her şeyden fazla sev­mekle erilir.

Allah Teala, iman ile sevgi arasındaki ilişkiyi bir ayette şöyle açıklar:

İnsanlar arasında Allah’ı bırakıp O’na koştukları ortak­ları ilah olarak benimseyenler ve onları, Allah’ı severcesine sevenler vardır. iman edenlerin Allah’a karşı sevgileri ise herşeyden daha kuvvetlidir.[3]

Bu ayet, doğrusuyla yanlışıyla her türlü iman ve kulluk hareketlerinin temelinde mutlaka sevgi unsurunun yattığı­nı tesbit ve ilan etmektedir. Yanlışa ve batıla şartlanmış olanların bu şartlanmışlıklarının kökeninde ilah sevgisine benzer bir sevginin etkili olduğunu açıklamaktadır. Ayrıca ve büyük bir açıklıkla mümin ve müslümanların kalbindeki Allah sevgisinin her türlü sevgiden çok daha köklü ve güçlü olduğunu da belirtmektedir.

Ayet-i kerimede açıklanan bu köklü Allah sevgisidir ki müslümanı her hareket ve yönelişinde tevhid çizgisinde bulunma dikkat ve titizliğine kavuşturur. Ona, gönlüne ha­kim olma duygu ve sorumluluğunu telkin ve sevgide mü’min farkını koruma şuurunu temin eder.

Farklar

Sevgide mü’min farkını ayet-i kerime „iman edenlerin Allah’a karşı sevgisi her şeyden kuvvetlidir“ şeklinde tes­bit etmektedir. Bu tür bir üstünlüğün ve farkın şuurunda olan mü’minler, karşılarında Allah’ın sevgisini alacaklar­dır. Nitekim bir başka ayette „Allah onları sever, onlar da O’nu sever[4] buyurulmaktadır.

Sevgiye dayalı bir iman ve ibadet hayatının kulu, ilahi sevgiye kavuşturacağı açıktır. Bu ise, kulluk içinde sultan­lık demektir. Zira sonu Allah’ın hoşnudluğudur. „Allah on­lardan razı, onlar da Allah’tan razı…[5]

Öte yandan bir takım insanların Allah’ı bırakıp bazı var­lıkları tapınmaya değer bulması onları „Allah sevgisi“ne eş bir sevgiye layık görmesi tam manasıyla bir sapıklıktır. Hat­ta sapıklıkların en kötüsü ve en tehlikelisidir. Zira sevgi sa­pıklığı, tüm sapıklıkların anasıdır. Gönlünü ağyara (düşmana-batıla) kaptırmış bir kimseden hayır gelmez.

Tarih boyu kendilerine tapınılan ruhlar, putlar, ay, gü­neş. Yıldızlar, hayvan ve insanlar hep sevgi sapıklarının tat­min vasıtaları olagelmişlerdir. Hidayet rebberi peygamber­ler de bu gönlü çalınmış insanları uyarmak, onları gerçek sevgi ve sevgiliye kavuşturmak için mücadele vermişlerdir. Peygamberlerin verdiği tevhid mücadelesi bir anlamda da sevgide tevhid’i yakalama ya da bir başka deyişle sevgide arınma mücadelesidir.

Sevgide mü’min farkı, herşeyden önce Peygamber’e uy­mak, onun sünnetini yaşamaktır. Bir başka ifade ile sün­neti sevgiye rehber kılmaktır. Nitekim Allah Teala bir ayette bu hususu pek açık bir şekilde ifade buyurmuştur:

De ki, eğer Allah’ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve bağışlasın..[6]

O halde mü’min, Allah (cc)’a karşı olan sevgisini Hz. Peygam­ber (sav)’i izlemek, ona uymak ve onun öğrettiği şekilde yaşamak­la isbat edecektir. Mü’minin peygambere tabi olması, onun en belirgin imani özelliğidir. Mü’minin Hz. Peygamber (sav)’e ve onun sünnetine karşı tavır alması düşünülemez. Zira o şu ilahi ikazın farkındadır:

De ki, babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde etmiş olduğunuz mallar, durgun gitme­sinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah’tan, Peygamberinden ve Allah yolunda cihad et­mekten daha sevgili ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin…[7]

Sevgide mümin farkı, hadisimizde açıkca dile getiril­miş olduğu gibi, kendi öz nefsi için sevip istediğini mü’min kardeşleri için de aynı şekilde arzu edip istemektir. Din kar­deşini kendi öz nefsine denk tutmaktır. Sevgiyi ümmet ça­pında bir çerçeveye kavuşturmaktır.

Hadis alimi İmam Taberâni’nin el-Mu’cemul-evsat  isimli eserinde naklettiği bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) ile bir müslüman arasında şu konuşma geçmektedir:

– „Cenneti seviyor musun?“
Evet.
– „O halde nefsin için sevdiğini, din kardeşin için de sev!“[8]

İslâm ahlâkının en özlü tarifi olan, Allah emirlerine say­gı ve bağlılık, yaratıklarına şefkat (et-ta’zim li emrillah ve’ş-şetekatü alâ halkıllah) ilkesi de tamamen engin bir Al­lah sevgisinin sonucu olmaktadır. Zira Peygamber Efendi­miz bir hadis-i şeriflerinde „Biribirinizi sevmedikce ger­çek anlamda iman etmiş sayılmazsınız[9] buyurmaktadır. Yani ta’zim de şefkat de sevgi kaynaklıdır. Allah emirlerine saygısızlık, yaratıklara şefkat ve merhametsizlik ise, temel­deki sevgisizliğin alâmetidir. Bir başka ifade ile zulüm ve haksızlık, sevgisizliğin ya da sevgi sapıklığının ürünüdür.

Sevgide mü’min farkı, sevgi körü ve sağırı olmamaktır. Sevgili Peygamberimiz (sav) bu noktaya bir hadis-i şeriflerinde „sevgin seni kör ve sağır eder[10] buyurarak işaret etmiştir. Denetimsiz bırakılan sevgi, gerçekten insanı, sevdiklerinin hatalarına ve kızdıklarının doğrularına karşı kör ve sağır eder. Bu da her zaman gerçekten yana, Haktan yana olmak­la yükümlü bulunan mü’mini, imanına ters düşen istenme­yen durumlarla karşı karşıya bırakır. O halde sevgide mümin farkı, gönlüne ve duygularına hakim olmak demek­tir. Nitekim, yine sevgili peygamberimiz „Dostunu ölçülü sev, zira günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına ölçülü kız, unutma ki günün birinde dostun olabilir.“[11] buyurmuş, sosyal ve beşeri gerçeği, bütün açıklığıyla ortaya koymuştur.

Sevgide mümin farkı, sevgi ve kin’e, „Allah için“ kay­dını değişmez gerekçe kılmaktır. Zira Peygamber Efendimiz (sav), „Amellerin en üstünü Allah için sevmek, Allah için kin tutmaktır[12]buyurmuş, bir başka hadislerinde de „İslam (ve iman) bağlarının en güçlüsü, Allah için sevmek Allah için kin tutmaktır[13]diye bu gerçeği pekiştirmiştir.

O halde başta dünya sevgisi olmak üzere her türlü sonlu ve geçiçi sevgi ve meyillerden, mü’minlerden başkalarına yönelik dostluk gösteri ve tavırlarından uzak kalmak sevgide mü’min farkının farkına varmak ve icaplarını yerine ge­tirmek demektir. Bu da her müslümanın hem görevi hem de hakkıdır.

Mü’mini, sevgisiz ya da sınırlı sevgi sahibi gibi görmek ve göstermek isteyenler, kendi yanlışlarına, meşrûiyet ve hak­lılık kazandırabilmek için mü’minleri istismar etmek isteyenlerdir. İmanın izzet ve özüne yakışmayan, yalancı ve gös­termelik sevgi ve yönelişlerden arınmak, sevgide tevhid ger­çeğinin hakiki sevgisine ermek için gayret sarfetmek, dos­tun düşmanın biribirine karıştığı, ümmetin kendi değerleri­ne sahip önderler aradığı bugünlerde mü’minler için en mübarek cihad niteliğindedir. Gönlüne, sevgisine hakim olan, „mü’min farkı“nı koruyacak ve bu özelliğiyle bir çok ciddi meselenin çözüm yolunu bulmuş olacaktır.[14]



[1] Buhari, iman 7; Müslim, iman 71; Tirmizi, kıyamet 59 (nr. 2515); Nesai, iman 19, 33; Darimi, rikak 29; Ahmed, III, 176, 272.
[2] İmam Nevevî, Kırk Hadis Terceme ve Şerhi, Sh: 77-78, İslamoğlu Yay. İst. 1990
[3] Bakara Suresi, 165
[4] Maide Suresi, 54
[5] Beyyine Suresi, 8
[6] Bakara Suresi, 31
[7] Tevbe Suresi, 24
[8] Heysemi, Mecmeu’z-zevaid, VIII,186
[9] Müslim, İman 93, Tirmizi, Et’ime 45
[10] Ebü Davud, Edep 116; Ahmed b. Hanbel, V, 194, VI, 450
[11] Tirmizi, Birr 59
[12] Ebü Davud, Sünnet 2; Ahmed İbni Hanbel, V, 146
[13] Beyhaki, Şuabu’l-İman, I, 46
[14] İ. Lütfi Çakan, Hadislerle Gerçekler 2, Sh: 197-202, Erkam Yay.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.