Kurban Bayramı 2013

Bizleri; mağfiret ve rızasına imkan tanıdığı bir Bayram’a daha kavuşturan Allahu Teâlâ’ya hamd-u senâlar olsun. Ve Rasulü Muhammed Mustafa (sav)’e, ailesine ve değerli sahabilerine salât-u selam olsun.

Kıymetli Mü’minler;
Günler ve geceler hızla geçiyor. Aylar ve yıllar ne hızlı tükeniyor! Dünyanın hali böyledir. Hızla yokolur ve çabucak gözden kaybolur. Hiçbir halde sürekli kalmaz. Bu, Allah’ın yarattıkları hakkındaki sünnetidir. Dönemler ve evreler belirli bir ecel ile geçer. Her ecel için yazılmış bir kader vardır. Basiret ve düşünce sahipleri bu gerçekleri hakkıyla idrak ederler ve gereken dersi alırlar. Allah (cc) şöyle buyurur: (Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır.) (Âl-i Imrân 190)

Yakın bir süre önce Ramazan’a veda ettik. Ramazan sayfası dürüldü. Kazanan kazandı, kaybeden kaybetti.
İbadetlerini Ramazana hasredenler kaybedenlerdir. Kazananlar ise şevk ve heyecanı artarak ibadet ve hizmete daha coşkulu adımlarla devam edenlerdir.
(Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.) (el-Hicr 99)

Kulun Rabbine ibadeti, O’na boyun eğmesinin simgesidir. Samimiyetinin delili ve teslimiyetinin göstergesidir. Apaçık bir şeref ve övünülecek bir üstünlüktür. Kulluk, makamların en şereflisi, gayelerin en yücesidir.

Muhterem Mü’minler;
Kulluk bilincine sahip olan muttaki mü`minlere; Hz. İbrahim (as) ve Hz. İsmail (as)`ın teslimiyetini hatırlatan bir Kurban bayramını daha idrak edmekteyiz. O muttaki mü`minler ki; kurban kesmek için bıçağa sarıldığında Allah`a teslimiyet bilinci doruk noktadadır. Bu haliyle kurban kesmeye niyet eden mü`min aynı zamanda halet-i ruhiyesiyle Allah yolunda malını ve canını vermeye hazır olduğunu ifade etmektedir. Bu mahiyeti iyi tefekkür etmelidir. Bilindiği gibi „Teşrik günlerinde alınan tekbirler“, Hz. İbrahim (as), Hz. Cebrail (as) ve Hz. İsmail (as)’ın kurban anındaki tutumlarını ve teslimiyetlerini beyan etmektedir.

Muhterem kardeşler;
Mü’minin Allah’a yakınlaşmasına vesile olan Kurban, ibadet amacı ile belli bir zamanda, belli şartları taşıyan bir hayvanı usulüne göre Allah rızası için kesmek demektir. Akıllı, bulüğa ermiş, yolcu olmayan ve dinen zengin sayılan her müslüman, Allah’a yakın olmak ve O’nun rızasını kazanmak niyeti ile, kurban kesmekle yükümlüdür..
Kurban ibadeti, hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmış ve Hz. Peygamber bu tarihten itibaren her yıl kurban kesmiştir.
İmkanı olanlarımızın bayramda ilk yapacağı görev; Yüce Allah’ın; „Rabbin için namaz kıl ve kurban kes“ emrine uyarak kurban kesmektir. Kurbanlar, başka bir gaye ile değil sadece Allah rızası için kesilir.
Kurban kesiminin vakti, kurban bayramının birinci, ikinci ve üçüncü günüdür. Üçüncü günün akşamından sonra kurban kesilmez.
Hayvanlardan sadece koyun, keçi, sığır, manda ve deve kurban edilir. Bunlardan koyun ile keçi bir yaşını, sığır ve manda iki yaşını, deve beş yaşını bitirmiş olmalıdır. Koyun ve keçi bir kişi için; Sığır, manda ve deve birden yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir.
Evla olan kişinin kurbanını kendisi kesmesidir. Ancak, kendi beceremezse vekaleten başkasına kestirebilir. Kurbanın eti üçe taksim edilir. Bir parçası kendi ailesine, ikinci parçası akrabalarına, üçünçü parçası da fakirlere sadaka olarak verilir.
Bu arada arefe günü sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü günü ikindi namazında sona eren ve farz namazlardan sonra okunması vacib olan teşrik tekbirlerini unutmayalım.

Kurban gerek fert, gerekse toplum açısından birçok faydalar taşıyan mali bir ibadettir. Mü’min kişi kurban kesmekle Allah’ın emrine boyun eğmiş ve kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde göstermiş olur.

Muhterem Kardeşlerim!
Bayramlar, hayat yolculuğumuzda Rabbimizin bize lütfettiği kardeşlik ve neşe mevsimleridir. Bayramlaşmalar toplumda kardeşlik ruhunun pekişmesi için en güzel vesilelerdir.
Sevinçlerin paylaşıldığı, dargınlıkların, kırgınlıkların ve ayrılıkların giderildiği, akrabaların, dostların ve komşuların ziyaret edildiği, öksüzlerin, yetimlerin, fakirlerin, kimsesizlerin ve gariplerin sevindirildiği; ihtiras, düşmanlık ve bencilliğin bırakıldığı mübarek günlerdir.

Bu sebeple eşimizi, çocuklarımızı, ana ve babamızı sevindirelim. Mümkün mertebe güler yüzlü olmaya gayret edelim. Geçmişlerimizi dua ve hayırla yad edelim. Barışmak ve kaynaşmak için bu günleri fırsat bilelim. Kardeşlik hukukuna riayet ederek dostluk ve kardeşliğimizi koruyalım. İlişkilerimizi kesmeyelim ve birbirimiz hakkında su-i zanda bulunmayalım. Birbirimize buğzetmeyelim ve çekememezlik yapmayalım.

Muhterem kardeşlerim!..
Müslümanlar arasında duygu birlikteliği; yardıma, sevgiye, şefkate, bağış ve ihsana sevkedecek bir şuur; büyük bir görev ve kesin bir farzdır. Rasulullah (sav) bir hadis-i Şerifinde şöyle buyurur: „Müslümanların işleriyle ilgilenmeyen onlardan değildir.“

Dolayısıyla bize düşen görev, müslümanların sorunlarına destek olmaktır. Sabırlı davranarak nefsine hakim olmaktır. Dualarında samimi olmak ve şiddetli fırtınalar karşısında Allah’dan yardım dilemektir. Böylece kederler dağılır ve sıkıntılar ortadan kalkar.

Amellerin Allah azze ve celle’ye en sevimlisi müslümana kazandırdığın bir sevinç, ondan bir sıkıntıyı kaldırman, açlığını gidermen ya da onun borcunu ödemendir. Kim bir müslümandan dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı kaldırırsa Allah da ondan Kıyamet gününün sıkıntılarından bir sıkıntıyı kaldırır. Kim darda olan bir müslümana kolaylık sağlarsa Allah da ona dünya ve ahirette kolaylık sağlar. Kim bir müslümanın kusurunu örterse Allah da dünya ve ahirette onun kusurlarını örter. Kul, kardeşine yardım ettiği müddetçe Allah da ona yardım eder.

Unutmayalım ki;
Kurtuluş güneşi samimi gayretlerle doğar. Tembelliğe alışan istediğini elde edemez. Dünya geçici bir konak yeridir. Ebedi kalacağımız mekana doğru ne zaman biteceği belli olmayan bir yolculuk halindeyiz. Ebedi saadete ve mutluluğa ulaştıracak vasıtaları arayalım ve gayrısını terkedelim.

Kardeslerim!..
Müslümanlar olarak bugün, çeşitli musibetler ve sayılamayacak sıkıntılar, zillet, zayıflık ve yenilgi yaşarken şu iyi bilinmelidir ki, samimi bir şekilde Allah Teâlâ’ya dönmekten ve Rasulullah (sav)’in yoluna gerçek bir bağlılıktan başka içinde bulunduğumuz durumdan kurtuluş yoktur.

Tarihini inceleyen, onun bir bölümünde İslam’ın galibiyetini ve üstünlüğünü, Müslümanların izzetini görür. Diğer bir bölümün ise gelişmesinin durduğunu ve gayri Müslimlerin galip geldiğini görür. Müslümanların içeride güçsüz ve dışarıda etkisiz kaldığını, kafir ve zalim milletlerin onların üzerine çullandığını ve musallat olduğunu görür. Öyle ki, neredeyse Müslümanlardan bazılarına ümitsizlik ve çaresizlik nüfuz eder ve şaşkınlık içinde sorar: “Allah; bu ümmet için zafer ve izzet, kafirler için aşağılık ve zillet yazmadı mı?” Oysa bu soruyu soran, Allah (cc)’ın şu kavlini unutur: (O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayandır.) (el-Mülk 2) Ve bunun gibi; bu dünyanın, imtihan dünyası olduğunu, mü’minler için ebediyet ve ceza yurdu olmadığını, kurtuluşun rahatlık elde etmekle olmadığını, bilakis zorlukta ve darlıkta salih amel işlemekle olduğunu açıklayan ayeti kerimeleri unutur: (Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye kadar sizi imtihan edeceğiz.) (Muhammed 31) (Durum şu ki Allah dileseydi intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister.) (Muhammed 4)
İbnu’l Kayyım (rh.a) şöyle der: “Hasımların yaratılması, düşmanların musallat olması ve Allah dostlarının imtihan edilmesi olmasaydı özel kulluk görülmez; Allah için dostlukta ve düşmanlıkta, sevgide ve nefrette, vermede ve engellemede kulluk gerçekleşmezdi.”
Dolayısıyla Allah (cc), ümmetin bir neslinin güçsüzlük dönemini ve başkalarının ona üstünlük devresini yaşamasını takdir etmişse o nesle düşen görev dininin üzerine sebat etmektir. gerileme ve duraklama, imtihan zamanıdır.
(Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.) (Âl-i İmran 139). Şunu bilelim ki; izzet ve üstünlük, galibiyetle değil, iman ve imanda kararlılık iledir.

Mutlu kimse; vaktini, ahiretini ıslah ile imar edendir. Dünya arzusu, Allah’ın haklarını yerine getirmesine engel olmayandır. Dünyaya rağbeti, kendisini ahiret gerçeklerinden alıkoymayandır.

Hutbeme son verirken;
Gönlündeki imanın sesine kulak vererek mescidimizi dolduran sizlerin ve bütün müslümanların bayramlarını tebrik eder, bayramın bütün İslam alemi için hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim. (amin)

Hacı Bekir B.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.