Kendimizi Hesaba Çekiyor Muyuz?

Muhterem Müslümanlar!

Bir günün kapanışı, bir haftanın bitişi, bir aybaşı veya yeni bir yılın arefesi insanlar için çeşitli seviyelerde muhasebe vakitlerini teşkil eder. Her günün sonunda bir esnaf kasasını ve defterini kontrol ederek satışını, kâr ve zararını hesaplar. Aybaşı bilhassa memur ve işçiler için borcunu ve masraflarını hesaplama vaktidir. Yıl sonuna doğru ise, bütün ticaret ehli hummalı bir faaliyet içine girer, gelir ve giderlerini hesaplar, kar ve zararını ölçer, yeni yıl için planlar kurup kendilerini geleceğe hazırlar.

Maddi hayatımızın muhasebesini bu kadar ince teferruatıyla ve titizlikle yapan bizler, acaba manevi muhasebemize de aynı hassasiyeti gösteriyor muyuz? Ömür sermayemizi yerli yerince kullanabiliyor muyuz?

Yüce Rabbimiz müteaddid ayet-i kerimelerde şöyle buyuruyor:
„Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepisini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.“ (Hicr, 92-93)
„(Ey insanlar!) O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir şey gizli kalmaz. Kitabı sağ tarafından verilen, „Alın, kitabınızı okuyun; doğrusu ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum.“ der.. Kitabı sol tarafından verilene gelince: O, keşke der, bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim!“ Keşke onunla (ölümümle) her iş olup bitseydi! Malım bana hiç fayda sağlamadı, saltanatım da benden (koptu) yok olup gitti.“ (Hakka, 18-29).
„Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve yarın için önden ne (hazırlayıp) gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun; çünkü Allah, yaptıklarınızı bilmektedir.“ (Haşr, 18).

Müfessirler, bu ayeti izah ederken herkesin yarın ve kıyamet günü için ne yaptığını muhasebe etmesi, hesaba çekilmeden önce kendi kendini hesaba çekmesi gerektiğini söylerler. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de şöyle buyurup uyarmıştır:
„Siz hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.“

Hz.Ömer (r.a.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: „Hesaba çekilmeden önce, kendinizi hesaba çekiniz. (Amelleriniz) tartılmadan önce, kendi amellerinizi tartınız. (Hesaba çekilmek üzere kıyamet günündeki) en büyük arz (huzura alma) için; (gerekli) güzel hazırlıklarınızı yapınız…“

İnsan bütün yaptıklarının sonucunu görecek, karşılığını bulacaktır. İnsan başıboş değildir. Yaptıkları karşılıksız kalamaz. Ömür defterinin her sayfasının hesabını büyük mahkemede verecektir.

Aziz Kardeslerim!

Dikkatleri insanın yaratılış gayesinden uzaklaştıran sebeplerin istila ettiği bir zamanda yaşıyoruz. Günlük hayat meşgaleleri, iş-güç münasebetleri, çoluk çocuğun geçimi zaten fazlasıyla zihinleri meşgul ediyor. Bu zaruri meşguliyetlerin dışında insanlar, medyanın da teşvikiyle, kendileriyle çoğu zaman hiçbir alakası bulunmayan meselelerle uğraşıyorlar, lüzumsuz, faydasız şeylerle vakit öldürüyorlar. Halbuki ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur Hem ebedi hayat da burada kazanılacaktır. Öyleyse ne yapılmalıdır? İşte cevabı hadisi şeriften alıyoruz:
„Akıllı kimse, nefsini muhasebe eden (hesaba çeken) ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz de nefsine uyup hevasının peşine takılan ve (sebeplerini işlemediği halde) Allah’tan (cennet) temennisinde bulunan kimsedir.“

Muhterem Kardeşlerim!

Yumuşak, yataklardan tabut tahtasının katılığına, rahat, sıcacık evinin köşesinden musalla taşının soğukluğuna, dünyadaki ahbapların içinden, kabirdeki yalnızlığa, toprağın bağrının soğukluğuna düşeceğimizi, yani ölümü asla unutmamalıyız. Ancak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in haber verdiği gibi:
„İnsanların karşılaşmayı en uzak gördüğü şey ölümdür.“

Yine Peygamberimiz:
„Günahlarını azalt ki, ölüm sana kolay gelsin.“ buyuruyor.

Efendimiz (s.a.v.)’in şu ikazını da unutmayalım:
„Kim ne hal üzere ölürse, Allah onu o hal üzere diriltir.“ İnsan, yaşadığı hal üzere ölecektir. İyi olanlar, iyilik bulacaklar, diken ekenler diken biçeceklerdir.

İnsan nasıl yaşarsa öyle ölecek, nasıl ölürse öyle dirilecektir. Öyleyse inancımıza uygun bir hayat sergileyelim. Rabbimizin şu uyarısına kulak verelim:
„Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten ziyana uğradılar. Nihayet kendilerine ansızın o saat gelip çatınca, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak: „Hayatta iyi işler yapmaktan geri kalıp günah işlemememizden ötürü vah bize“ dediler. Bakın ne kötü şeyler yüklenip taşıyorlar.“ (En’am, 31)

İstedikleri her şeyi elde eden ve isteğine hiç karşı çıkan olmayanlar nerede?.. Topladılar ve topladıklarını yiyemediler. Evler yaptılar ama oturamadılar. Yine de bizler, ölümü unutur ve hayat denizinde yüzmeye devam ederiz. Sanki bu dünyada ebedi kalıcıyız.

Ölüm kendisini yıkacak; toprak yatağı, kabir evi, toprağın içi yurdu, Kıyamet buluşma yeri, cennet veya cehennem son durağı olacak bir kimsenin ölümü hatırlaması, ona hazırlıklı olması ve ölümü düşünmesi gerekir.
Mezarlıklarda gördüklerimiz en büyük ibret kaynağıdır. Bugün cenaze taşıyan yarın kendisi taşınacaktır. Mezarlıktan evine dönen kimse yarın kendisi oraya bırakılıp dönülecektir. Tekbaşına, yalnız ve ameliyle başbaşa bırakılacaktır. Ameli iyi ise iyi olacak, kötü ise kötü olacaktır.

Öyleyse biz de muhasebemizi sağlam tutalım, hesap şuuruna sahip olalım. Yapabildiklerimizin, yapamadıklarımızın, yapmamamız gerektiği halde yaptıklarımızın muhasebesini yapalım.

Denilir ki: „Ölümü çokça hatırlayana üç şey ikram edilir: Günahından hemen tevbe etmek, kalbi kanaatkar olmak ve ibadette gayretli olmak. Ölümü unutana da üç şey verilir: Tevbeyi sürekli ertelemek, kendisine yetene razı olmamak ve ibadette tembel olmak.“

Mühim olan ölüm sekeratı uyandırmadan önce uyanmak, dünyada bulunuş gayesine uygun davranabilmektir.

Aziz Kardeslerim!
Hutbemizi madinar bir nasihatle bitirelim:
İcraat ve adaletiyle kendisinden, Hulefa-i Raşidin’den sonra beşinci halife diye bahsedilen Ömer İbni Abdülaziz (r.a.), bir hitabelerinde şöyle buyuruyor:
„Ey insanlar! Sizler boş yere yaratılmadınız, başı boş olarak bırakılmadınız, sizin için vadolunan bir gün vardır. Aziz ve Celil olan Allah, o günde sizi toplayacak ve aranızda hüküm verecektir. Azgınlık yapan kulunu Allah, her şeyi kuşatan rahmetinden dışarıda bırakacaktır. Genişliği gökler ve yerler kadar olan cennetine koymayacaktır. Yarının emniyeti, bugün Yüce Allah’tan korkan ve yasaklarından kaçanların ve azı (dünyayı) satıp, çoğu (ahireti) alan, fani olana ebedi olanı değişen, azğınlığın yerine saadeti tercih edenlerindir. Görmüyor musunuz? Sizler, yok olanların yerine geldiniz! Siz de yerinizi sonra gelenlere bırakacaksınız!

Görmüyor musunuz? Hergün biraz daha Allah’a yaklaşmaktasınız! İstekleriniz bitecek, emelleriniz kesilecek, hiç bekletilmeden toprağın bağrına salınacaksınız. Muhakkak ki, sebepler kalkacak, dostlar geride kalacak ve hesapla başbaşa kalacaksınız.“

Hacı Bekir B.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.