Gıybet Dedikodu

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضًا أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ

Muhterem Kardeşlerim!
Muhakkak ki büyük günahlar her türlü mutsuzluğun, kötülüğün, dünya ve ahirette azabın sebebidir. Günahların ve masiyetlerin en kötüsü zararı büyük olan ve tehlikesi daha fazla olandır. Büyük günahlardan ve masiyetlerden biri de gıybet (dedikodu) ve nemimedir (laf taşımak ve kovuculuk yapmaktır). Allah bunların haram olduğunu Kitabı’yla ve Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’in lisanıyla bildirmiştir. Çünkü bunlar, kalpleri ifsad eder ve aralarını açar. Kötülük eker ve fitnelere yolaçar. Büyük günahlara ve tehlikelere sürükler. Sahibini, pişmanlığın artık fayda vermeyeceği bir zamanda pişmanlığa düşürür. Anlaşmazlık sahasını genişletir. Kin ve haset doğurur. Aileler, komşular ve akrabalar arasına düşmanlık sokar. İyilikleri azaltır ve kötülükleri artırır. Kişiyi adiliğe ve zillete götürür. Dedikodu yapmak ve laf taşımak bir utançtır ve sonu ateştir. Dedikoduculuk yapan ve laf taşıyan sevilmez. Çirkin bir şekilde ölür. İnsanlar ondan nefret eder ve ayıpları çok olur. Allah Teâlâ şu kavlinde bundan sakındırmıştır: (Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’dan korkun. Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul edendir, merhamet sahibidir.) (el-Hucurât/12)

Bu yasaklamada gıybet, son derece çirkin gösterilmektedir. Allah; müslümanın gıybetini yapanı, onun ölüsünün etini yiyene benzetmiştir. Müslüman kimse, bu benzetmeyi gereği gibi düşünse gıybetten çekinir ve ondan yeterince uzak durur. Gıybet, müslüman kardeşini gıybet anında hoşlanmayacağı bir şekilde zikretmendir.

Kardeşlerim!
Dillerimizi bu çirkin gıybetten ve aşağılık masiyetten koruyalım!. Dilini hatalardan koruyan ve konuşmasını ibadet yolunda kullanan kurtulmuştur. Sehl b. Sa’d radıyallahu anh, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: „Kim bana iki çene kemiğinin arasındakini (dilini) ve iki bacağının arasındakini (tenasül uzvunu) garanti ederse ben de ona cenneti garanti ederim.“ Bu hadisi, Buhari ve Müslim rivayet eder.

Ebu Musa radıyallahu anh şöyle der: Dedim ki: „Ey Allah’ın Rasulü! Müslümanların hangisi daha üstündür?“ Şöyle buyurdu: „Müslümanların dilinden ve elinden salim olduğu (kurtulduğu) kimse.“
Muaz radıyallahu anh’tan şu rivayet edilir: Dedim ki: „Ey Allah’ın Rasulü! Beni cennete sokacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel haber ver.“ Şöyle buyurdu: „Büyük bir şey sordun. Şüphesiz o, Allah’ın kolaylaştırdığı kimse için kolaydır. Allah’a ibadet eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı kılar, zekatı verir, Ramazan orucunu tutar ve oraya yol bulabilirsen Beyt’i haccedersin.“ Sonra şöyle buyurdu: „Seni hayır kapılarına yönelteyim mi? Oruç bir kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi günahı söndürür. Kişinin gecenin ortasında namaz kılması da..“ Sonra şöyle buyurdu: „Sana işin başını, direğini ve en üst noktasını haber vereyim mi?“ „Evet, ey Allah’ın Rasulü!“ dedim. Şöyle buyurdu: „İşin başı İslam’dır. Direği de namazdır. En üst noktası ise Allah yolunda cihad etmektir.“ Sonra şöyle buyurdu: „Sana bütün bunların esasını haber vereyim mi?“ „Evet, ey Allah’ın Rasulü!“ dedim. Dilini tutarak „Bunu tut!“ buyurdu.

Gıybetin günahını küçümseme ey kardeşim!. Gıybeti hiçbir zaman küçük görme ve önemsiz zannetme! Çünkü, günahı büyük ve tehlikesi geniştir.

Gıybetin zararı yayılmış ve tehlikesi artmıştır. Toplantıların ana konusu ve gece sohbetlerinin eğlencesi; öfke ve kızgınlığın, kin ve hasedin ortaya dökülmesi haline gelmiştir. Gıybet eden, gıybet etmekle kendi ayıplarını örttüğünü ve gıybetini ettiği kişiye zarar verdiğini zanneder; halbuki gıybetin zararlarının ve kötü sonuçlarının sahibine olduğunu bilmez. Şüphesiz gıybet eden kimse zalimdir ve gıybeti edilen mazlumdur. Kıyamet günü, zalim ve mazlum adalet sahibi hakim Allah’ın karşısında durdurulur. Mazlum, Rabbinden hakkını ister. Ve Allah, bu gıybetçi zalimden hasenatlarını alarak mazluma verir. Ya da hakkı ölçüsünce mazlumun günahlarından alarak gıybet edenin üzerine yükler. Bütün bunlar; herkesin „nefsim, nefsim“ dediği bir günde olacaktır. Bir hadiste şu zikredilir: „Faiz yetmiş iki guruptur. En küçüğü kişinin annesiyle zina etmesi gibidir. Şüphesiz ki faizin en şiddetlisi kişinin (gıybet ederek) kardeşinin namusuna dil uzatması gibidir.“

Ebu Derdâ radıyallahu anh, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: „Kardeşinin ırzını savunanın, Allah Kıyamet günü yüzünü cehennemden korur.“
Allah Teâlâ şöyle buyurur: (Ey iman edenler! Allah’dan hakkıyla korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Rasulü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.)

Allah Teâlâ ademoğlunu akıl ve düşüncesini açıklama nimeti ile hayvanlardan üstün kılmış ve şereflendirmiştir. Bu nimetle insan, Allah’ın yaratıcı olduğunu görür.

Bu nimetin hakkı şükretmek ve nankörlük etmemektir. Allah Teâlâ için dili haramdan muhafaza etmeye ve günahlardan korumaya çalışmaktır. Çünkü dil, âzâların en etkilisi ve en tehlikelisidir. Allah rızası doğrultusunda ve insanlara faydalı yerlerde kullanılırsa sahibinin dünyada ve ahirette başarılı olmasının ve mutluluğunun en büyük sebebi olur. Allah’ın gazabına yolaçacak ve kullara zarar verecek yerlerde kullanılırsa sahibine en büyük günahları ve zararları getirir.

Allah azze ve celle, iman sahiplerini ve takva ehlini nitelerken onların boş sözlerden yüz çevirdiklerini ve batıl sözlerden uzak durduklarını belirtir. Şöyle buyurur: (Gerçekten mü’minler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.) (el-Mü’minûn/1-3) Ve şöyle buyurur: (Boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve derler ki „Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizin olsun. Selam olsun sizlere. Bizim cahillerle işimiz yok!“) (el-Kasas/55) Dili; günahlardan ve haramdan korumak, dinde doğruluğa ve kamil imana ulaşmanın adresidir. Rasulullah (sav) şöyle buyurur: „Kalbi doğru olana kadar kulun imanı doğru olmaz. Dili doğru olana kadar da kalbi doğru olmaz.“

Şuurlu müslümanı aklı, güzel konuşmaya ve yerine göre konuşmaya sevkeder. Onu imanı buna yöneltir. Değilse susmayı tercih eder ve günahtan korunmak için kendini tutar. Rasulullah (sav)’in tavsiyesi ile hareket eder: „Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun!“

Kardeşlerim!..
Dilin büyük afetleri vardır. Gereksiz ve boş konuşmanın birçok kötülüğü vardır. Emirül müminin Ömer b. el-Hattab (ra) bundan sakındırarak şöyle demiştir: „Sözü çok olanın hatası da çok olur. Hatası çok olanın hayası azalır. Hayası azalanın verâsı (Allah korkusu) azalır. Allah korkusu azalanın kalbi ölür.“ Dolayısıyla boş konuşmaktan uzak durmak; faydasız şeylerden, dini ve dünyevi açıdan başkalarına faydalı olmayan şeylerden dili muhafaza etmek basiret ve olgunluktandır.

Dil; takva onu dizginlemezse şeytanın elinde serbest bir iptir. Şeytan onunla sahibini dilediği gibi yönlendirir. Aklına gelen herşeyi söylemek üzere dilini serbest bırakırsa dili onu felakete ve helaka götürür. Onu, dedikodu ve kovuculuk, yalan ve iftira, kötü ve çirkin söz, Allah’ın kullarına karşı küstahça davranmak gibi büyük günahlara düşürür. Hatta bazılarının dili başkalarının onurunu yaralayan bir makas gibi olmuştur. Allah’ın kullarıyla alay eder ve onları küçümser. Ayıplarını sayar ve kusurlarını ortaya döker. İthamlarda bulunur ve yalan söyler. Asılsız şeyler yayar. Bunu yapmaktan onu ne dili ne de kişiliği ve hayası alıkoyar. Sanki Allah azze ve celle’nin şu sözünü duymamış gibidir: (İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın.) (Kâf/18) Bu kimse, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözüne göre ne durumdadır? „Mü’min, (insanları) çokça karalayan ve çokça lanet eden, kötü söz söyleyen ve küfreden bir kimse değildir.“

Kardeşlerim! Allah’dan hakkıyla korkalım! Dillerimizi ve diğer azalarımızı Allah’ın haram kıldığı şeylerden koruyalım. Daima Allah azze ve celle’nin şu kavlini hatırlayalım: (Ey iman edenler! Allah’dan korkun ve doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah ve Rasulü’ne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.) (el-Ahzâb/70-71)

Hacı Bekir B.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.