Dünya Ahiret Dengesi

Kıymetli Müslümanlar !
Dünya, insanoğlunun imtihan edilmek üzere gönderildiği, oyun ve oyalanmadan ibaret olan ve geçici lezzetlerin bulunduğu bir mekândır. Ahiret ise, bu dünya imtihanının sonunda, ebedi cennet veya cehennemle sonuçlanacak ölümsüz bir hayatın başlayacağı, ebedi bir yurttur.

Cenabı-ı Hak (cc) Kasas suresinin 60. ayetinde şöyle buyurur:
“Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan ise daha iyi ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmaz mısınız?”

Bizi bizden daha çok seven Rabbimiz, ahiretin güzelliklerini işaret ederken, bizim bizden olan düşmanlarımız da dünyanın aldatıcı güzelliğine çekerek, ahiretin ebedi güzelliklerini kaybetmemizi isterler. Ve şöyle derler:
“Bu dünyaya bir kere gelmişiz, hayatın tadını çıkar, ye iç eğlenmene bak!.”
„Sen gençliğini yaşamana bak, daha ilerde uzun yıllar var..“

İşte kardeşler!
Cehenneme bilet kesenler, sinsi ve aldatıcı yollarla insanların önüne geçerek, ilâhi gerçeklerle aralarında perde olmaya çalışırlar.
Şeytanla müşterek iş yapanların görevleri; ilâhi gerçeklerle aramıza perde olmak, bizim görevimiz ise; o perdeleri parçalayarak ilâhi gerçeklere sahip çıkmaktır.
Çünkü yüce Rabbimiz buyuruyor ki: “Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir…”(Muhammed, 36)

Muhterem kardeşlerim!
Her an dünya ve ahiret dengesini bozacak şeylerle karşı karşıya geliyoruz. Bazen dünyaya çok dalıp ahireti unutuyoruz. Tabiidir ki, Dünyada, dünyanın lezzetini almadan yaşanmaz. Ancak bu lezzetler Allah’ın belirlediği kurallara uygun olmalıdır. Böylelikle hem dünyanın lezzetini ve hem de Allah’ın rızasını kazanmış oluruz. Bunu tek taraflı düşünürsek, ahiretin kalıcı nimetlerini kaybederiz.

Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: “Sen dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol.”
Buna göre, nasıl hesap vermek istiyorsak öyle yaşayalım, dünyada kalacağımız kadar dünyaya, ahirette kalacağımız kadar da ahirete değer verelim.

İki cihan serveri (sav) bir Hadis-i Şerif`inde şöyle dua etmektedir:
„Allahım!.. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve bilgimizin ulaştığı son nokta kılma…“
Efendimiz (s.a.v), bu duasıyla gönülleri ahiretten ve maneviyattan uzaklaştıran aşırı dünya sevgisinden koruması için Cenab-ı Hakka niyazda bulunmaktadır.

Ehl-i dünyanın ilimlerinin, bilgilerinin ve çalışmalarının gayesi, sadece dünyayı kazanmaktır.

Allahu Teala (cc) Şöyle buyurmaktadır:
„Bizi zikretmekten yüzçevirenlere ve dünya hayatından başka bir şey arzu etmeyen kimselere aldırma. Bu, onların bilgilerinin ulaştığı son noktadır“.

Muhterem Kardeşlerim;
Verilen nimete kanaat, kadere rıza, Allah’a tevekkül ve teslimiyet duygularına sahip olan, dünyadan çok ahirete yatırım yapma arzusunda olan mü’min kul, aşırı dünya sevgisinden kendini korumaya çalışır. O, rızkının ilahî garanti altında olduğuna inanır. Onun rızık kazanma konusunda ümitsizliği ve karamsarlığı yoktur. O, rızkını elde etmek için çalışması emredildiği için çalışır. Onun gönlü huzurlu, ailesi mutlu; hayatı sade, mutedil ve orta yolludur. O, bu dünyanın geçiçi imtihan dünyası olduğunu düşünür. Kendisi dünyalık yarışı şeklinde bir hastalığa kapılmadığı gibi, ehl-i dünya olan kardeşlerini de bu çeşit hastalıklardan kurtarmaya çalışır.

Mü’min kulun en büyük derdi kendi günahlarıdır. En büyük hedefi Allah rızasını kazanmaktır. O, var gücüyle kulluk standardını yükseltmeye çalışır. İçinde yaşadığı topluma rahmet ve şefkat mesajını en güzel üslupla sunmaya çalışır. İman ve ibadetiyle, tebliğ, davet ve cihadıyla, hizmet, fedakârlık ve kardeşlik anlayışıyla, güzel ahlâkı ve tatlı üslûbuyla gönül kazanmaya gayret eder. Kendisinin cenneti kazanmasının da bu manevî çalışmaları sebebiyle Allahın rızasını kazanmasına bağlı olduğuna inanır.

Mü’min kul, „Ya Rabbi!.. Bizi en büyük derdi, en büyük endişesi, en büyük meselesi „dünya“ olanlardan, bütün bilgi ve kabiliyetlerini sadece „dünya“ için kullanan kimselerden, sermayesi sadece dünyalık olanlardan eyleme“, diye dua eder.

Şunu unutmayalım ki; dünyevî meşguliyetler, bizi ibadetlerden, güzel işler yapmaktan alıkoyuyorsa, elde ettiğimiz servet ve ticaretimiz bizim için Allah ve Rasûlünden, Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise bu çeşit dünya malı, bizim için felâketten başka birşey değildir. Rabbimiz yüce Kitabı`nda şöyle buyurmaktadır: „De ki: Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, yakınlarınız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaretiniz, hoşunuza giden evleriniz, size Allah’tan, Peygamberinden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, Allahın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasıkları doğru yola eriştirmez.“ (Tevbe: 24)

Kardeşlerim,
Zaman geçmeden kendimize gelelim, sevdiğimiz ve asıl sevmemiz gereken şeyleri, sevmediğimiz ve asıl sevmememiz gereken şeyleri bir gözden geçirelim. Acaba sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler olması gerektiği gibi yerli yerinde mi? sevdiğimizi söylediğimiz hakikatlere bağlılığımız eğer sevdiği için herşeyi göze alan bir aşığın maşukuna bağlılığı kadar bile değilse inanın işimiz zordur.

Söylediklerimizle yaptıklarımız, inancımızla yaşadığımız hayat birbirine uyuşmakta mı? nefislerimizde kendimizi birdaha kontrol edelim.

Bir tüccar veya iş sahibi kimse üç günlük dünya ticaretinde daha fazla kar yapmak için hertürlü zorluklara ve sıkıntılara katlanırken, bizler devamlı kalacağımız sonsuz ve ebedi dünyamız için ne türlü karlı işler yapmaktayız.

Kardeşlerim ve hassaten ey müslüman genç kardeşim!
Sakın olaki „daha önümde uzun yıllar var“ diyerek gaflete düşüp yanılmayasın. Yarına çıkacağın belli değilken neye güvenmektesin? Sonu belli olmayan bir hayatta ileriye güvenmek ahmaklık değilmidir? Sana düşen Rabbimizin bize verdiği en güzel ismi, müslüman ismini gururla taşımak değilmidir. Ve o isme gayesine uygun bir şekilde layık olmaya çalışmak değilmidir?

Genç kardeşim!
Sakın olaki isminin manasını unutma, ve inancın doğrultusunda yaşamaya gayret et. İnancının gereklerini yerine getirirken içinde yaşadığın cahili toplum ve çevrenden utanma. Şunu bil ki; bu gün kendilerinden utandığın, çekindiğin için taklit ettiğin insanlar, yarın seni elim bir azabın kapısında yalnız bırakacaklardır.

Hutbemi Ömer İbni Abdülaziz (r.a.)’ın bir hitabesindeki nasihatıyla bitiriyorum:
Ömer İbni Abdülaziz (r.a.) bir hitabelerinde şöyle buyurmuştur:
„Ey insanlar! Sizler boş yere yaratılmadınız, başı boş olarak bırakılmadınız, sizin için vadolunan bir gün vardır. Aziz ve Celil olan Allah, o günde sizi toplayacak ve aranızda hüküm verecektir. Azgınlık yapan kulunu Allah, her şeyi kuşatan rahmetinden dışarıda bırakacaktır. Genişliği gökler ve yerler kadar olan cennetine koymayacaktır. Yarının emniyeti, bugün Yüce Allah’tan korkan ve yasaklarından kaçanların ve azı (dünyayı) satıp, çoğu (ahireti) alan, fani olana ebedi olanı değişen, azğınlığın yerine saadeti tercih edenlerindir. Görmüyor musunuz? Sizler, yok olanların yerine geldiniz! Siz de yerinizi sonra gelenlere bırakacaksınız!
Görmüyor musunuz? Hergün biraz daha Allah’a yaklaşmaktasınız! İstekleriniz bitecek, emelleriniz kesilecek, hiç bekletilmeden toprağın bağrına salınacaksınız. Muhakkak ki, sebepler kalkacak, dostlar geride kalacak ve hesapla başbaşa kalacaksınız.“

Hacı Bekir B.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.