Gaflete Gömülmek

يَعْلَمُونَ ظَاهِرًا مِنْ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ عَنْ الْآخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ

Aziz Müslümanlar!
Dalgın, dikkatsiz, sağından solundan haberi olmayan, tedbirsiz, ne yaptığını, ne yapacağını, yaptığı işin nereye varacağını bilmeyen ihmalkar kimselere gafil deriz. Bu hal de gaflet halidir. Bu hal insanı birçok zararlara sokar, ah vah ettirir. Ve biz böyle insanları kınamaktan kendimizi alamayız.

Oysa yüce kitabımız daha büyük gafletlere dikkatimizi çeker. Bir ayette, “İnsanların pek çoğu ayetlerimizden gafildirler” (Yunus, 92) buyurulur. 1400 seneden beri sayısız mü’minlerin lisanlarıyla gökkubbeyi çınlatan, milyonlarca insanın arkasından gittiği ayetler insanlara birşeyler anlatmıyor, düşünme, anlama ve üzerine eğilmeye yöneltmiyorsa, elbette o insanlar gaflet içindedirler.

Yeryüzü fuarında herbiri birer sanat harikası olan yaratıklarıyla kör gözlere dahi gösterircesine varlığını, birliğini, ilmini, kudretini ilan eden Allah’a inanmak istemeyenler gafletin en koyu karanlığı içerisindedirler. Bu bakımdan inançsız insandan daha büyük gafil yoktur. Kur’an-ı Kerim bu tip insanların durumlarını şöyle anlatır:

“Onların kalpleri vardır, onunla anlamazlar. Gözleri vardır, onunla görmezler. Kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta hayvanlardan daha aşağıdırlar. Onlar gafillerin ta kendileridir.” (A’raf, 179)

Kardeşlerim
Gaflet sadece inançsızlar için söz konusu değildir. İnananları da imanlarının zayıflıkları ölçüsünde gaflet sarar. Öylesine ünsiyet ve alışkanlık kazanırlar ki zikri, fikri, şükrü unutuverirler. Yaratılış gayesini dahi unutanlar olur. Sayısız nimetlerden yer, içer, faydalanırlar da bunlara karşılık kulluk yapma yoluna girmezler, “La ilahe illallah” der, ama Allah’ın emirleri doğrultusunda yaşamaları gerektiğini unuturlar. “Muhammedü’r-Rasülullah” derler, ama o Rasülü örnek edinme yoluna girmezler. Öylesine kalın bir gaflet perdesi içerisine gömülmüşlerdir ki, ancak ölümle uyanırlar. Ama ellerine birşey geçmez.

Mühim olan ölüm sarhoşluğu uyandırmadan önce uyanmak, dünyada bulunuş gayesine uygun hayat sürebilmektir.

Bilhassa şu yaşadığımız kapitalist batı aleminde müslümanlar olarak git gide dünyevileştiğimizin ve uhrevi hasletlerimizin zaafa uğradığının farkındamısınız…

Öyle kokunç bir gafletin ve umursamazlığın içerisine düşmekteyiz ki; korkularımız ve kaygılarımız, dertlerimiz ve problemlerimiz dünya ahiret ölçeğine vurulduğunda maalesef dünya terazisi ağır basmakta. Dünya korkularımız ahiret korkularımızı, dünya dertlerimiz ahiret dertlerimizi bastırmakta. İnancımız gereği önem vermemiz gereken İslamî yaşantı dünyevi kaygılar karşısında zaafa uğramış ve ikinci plana itilmiştir.

Gafletle beraber gelen, İslam dışı hayat tarzlarının bütün dünyaya bağışladığı korkunç bir armağan var: Kaypaklık!.. Herşeyde, fikirde, görüşlerde, yaşantılarda bu husus kendisini gösteriyor… Örnek mi istersiniz.
Zamanın olmadığını, fırsat bulamadığını, çok mühim(!) işler peşinde koştuğunu söyleyenlerin yaşantılarına bir bakalım..
Gezmelere, eğlencelere, kendisi gibi düşünenlere istediği kadar zaman ayırabilmektedir. Ziyaretlere, ziyafetlere, ömrü boşa geçiren şeylere, tatillere, gezilere vakit bulabilmektedirler, ama İslami hizmetlere, ibadetlere, nesillerin eğitimine fırsat bulamamaktadırlar.
Demek ki, bazı şeyler yer değiştirmiş. „Önemli“ kavramı tepetaklak olmuş, kaypaklığa kurban gitmiş…

Kardeşlerim,
Asla mazeretlerin gölgesine sığınmayalım, hatalarımızda ısrar etmeyelim.
İbadetlere ve hayırlı hizmetlere koşarak; nefis ve şeytanları kahredelim. Kendimizi sık sık hesaba çekelim: Ömür sermayemizi israf etmeyelim. Mü’mine yakışır vakar ve ciddiyette yaşayalım…
İslam’ı gerektiği gibi yaşayarak, hayatımızda boşluk bırakmayalım. Zira boş insanlar, günahlara ve isyanlara açık ve müsait olurlar. Hakk’la meşgul olmayanları bâtıl istila eder. İslam’ı yaşamayan ve günahlara dalan kişi, önce kendi kendine zarar verir ve zulmeder, toplumda itibarı kaybeder, güvenilmez, sevilmez, itimat ve itibar edilmez bir duruma düşer. Öyleyse ne önemli, ne önemsiz, ne iyi, ne kötü, ne yararlı, ne zararlı… hepsini en güzel şekilde öğrenip, Allah’ın dinine teslim olalım. Kusurlarımızı terkedelim, hatalarımızı düzeltelim, eksikliklerimizi giderelim…

Yarın gelipte geç olmadan, „ah keşke“ demeden, hayatımızda birtakım değişiklikler yapmanın gerektiğini anlamamızın zorunlu olacağı ve fakat artık iş-işten geçtiği bir gün gelmeden önce kendimize gelmek zorundayız.

Kendimizi ilgilendirmeyen şeylerle oyalanmaktan ve üzerimize düşmeyen işlerle uğraşmaktan kaçınmak ve ancak dünya ve ahiret kurtuluşuna erdirecek hakikatlerle haşır-neşir olup hayatımızı ona göre yeniden düzenlemek, gafletten kurtulmamızı sağlayacaktır.

Kardeşlerim;
Şu çerisinde bulunduğumuz zamanı ve olan olayları da bir gözden geçirelim.
Dünyada meydana gelen hadiselere karşı müslümandan beklenen tavra sahip olalım.

Geçtiğimiz günlerde İslam takviminin yıldönümünü ve birkaç gün sonra da Hıristiyan alemin ve onlarla birlikte maalesef birçok müslümanım diyeninde çılgınca kutladıkları miladi yılbaşını geride bıraktık.

Bir tarafta azgın yahudilerin saldırılarına yine hız vererek yüzlerce müslümanın katledilmesi ve diğer yanda bütün dünyanın yılbaşı eğlenceleri adı altında çılgınca ve ahlaksızca eğlenceler düzenlemeleri. Bir diğer tarafta da neye inandığının adını henüz koyamadığımız, müslümanım deyipte küfür alemi ile birlikte miladi yılbaşını kutlayanlar.

Bu karmaşa içinde kendi Hicri Yılbaşımızın farkına bile varamadık. Müslümanların başına gelen katliam, zulüm, işkence ancak televizyon başında yahudiye lanet okumalarla sınırlı kalmakta.

Kardeşlerim,
Şunu bilelim ki, Yahudisiyle, Hıristiyanıyla, budistiyle, dinsiziyle bütün küfür alemi kendine düşeni ve kendinden bekleneni yapmakta. Onlardan başka birşey beklemek muhaldir.
Dolayısıyla bize düşen, zamanımızı lanet okuyarak geçirmek değil, kendi üzerimize düşen sorumluluklara yönelmektir. İslam kardeşliğini hakkıyla kavrayıp bunu hayatımızla özümsemektir. Müslümanlar şöyle, müslümanlar böyle, şöyle yapılması lazım, böyle yapılması lazım gibi sözlerle başlayan tenkit dolu cümlelere bir son verelim. Artık bizlerde müslümanlardan bir fert olduğumuzun ve fert olarak bizim üzerimize de birtakım yükümlülüklerin düştüğünün farkına varalım. Bizler teker teker bir fert olarak kendimizi Allah ve Rasulünün istediği şekilde değiştirmedikçe, müslümanların durumunun değişmeyeceğini bilelim.

Ben neyim, nasıl olmam lazım, ney yapabilirim sorularını kendimize sorup gereği gibi hayatımıza bir yön vermedikçe gafletten kurtulmamız da durumumuzun değişmesi de mümkün değildir.
Şikayet etmeden, sızlanmadan, imtihan alanında olduğunun şuurunda olarak vazife ve mesuliyetlerini yerine getirmek için çırpınan mü’minlere ne mutlu…

02.01.2009, Hacı Bekir B.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.