Engeller Aşılmak İçindir

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

Muhterem Müslümanlar,

İnsan bu dünyaya imtihan olmak için gönderilmiştir. İyi ile kötü, inananla inanmayan bu imtihanda belli olacaktır. Bela ve musibetler ise bu sınavın sorularıdır. Gerektiği gibi bu soruları cevaplandıranlar imtihanı kazanır.

Allah bizi denemektedir. Bolluk veya darlık verir. Refah ve rahatlık yahut sıkıntı ve çilelerle bizi ölçer. Böylece imanımızın, insanlığımızın, iyiliğimizin, büyüklüğümüzün derecesini görmemizi sağlar. Engeller takılıp kalmak için değil, geçilmek içindir. Mühim olan o engeli aşacak yolu bulabilmektir. Başarıya ulaşmaya çalışan kişiyi kimse durduramaz. Her engel onun başarıya ulaşmasına yardımcı olacak bir tecrübedir. Başarıya ulaşma gücünü daha da artırır.

Her dönemin Hakk’a gönül vermiş, kendini hak ve hakikate hizmete adamış insanları pekçok çile ve ızdıraplara maruz kalmışlardır, maruz kalınacaktır da.. Elbette ki büyük nimetler, büyüklüğü ölçüsünde külfet, bedel istiyecektir. Bedel ödenmeden, külfete katlanmadan nimete ulaşılamaz. Öyleyse bıkmadan, usanmadan, yılmadan ve ümitsizliğe kapılmadan hizmete, çalışmaya devam etmemiz gerekmektedir. Mühim olan böyle sıkıntılı durumlar da, engellerle karşılaşınca sabır ve sebat gösterebilmektir. Bu çalkantılar da, ince eleklerden elenme, denenme vardır. Bunlarla insanın kişiliği, kimliği ortaya çıkmaktadır. Bu imtihanları başarıyla sonuçlandırabilmek için önemli olan; şiddetli, dehşetli musibet ve sıkıntılara karşı dimdik ayakta kalabilmek, sabır ve sebat gösterebilmek, hizmetten kopmamak, soğumamak, yanlış yollara sapmamaktır. Can ve canan verilse yine ucuz düşen bir hakikat, bir dava, elbet o nisbette de sarsılmaz bir sebat, yenilmez bir irade ve güçlü bir kararlılığı gerektirecektir. Bilindiği gibi savaşta mevzilerini terkedenler, mevzilerinde sebatla mücadele verenlerden önce kurşuna hedef olurlar. Musibete en çok maruz kalanlar, sabır ve sebatta fire verenlerdir. Mühim olan engellerle nasıl başa çıkacağımızı öğrenmektir. Hem bu yolda mücadele edenlere Allah’ın yardım vaadleri vardır:

“Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder, ayaklarınızı sabit kılar (sizi zafere ulaştırır).” (Muhammed, 7)

Kardeşlerim,
Engeller gözümüzde büyütülmemelidir. Her engeli aşmanın bir yolu, yöntemi bulunur. Aslolan engellerle nasıl başa çıkacağımızı, nasıl aşacağımızı bilmektir. Engeller, bize tedbir, tecrübe ve birikim kazandırır. Engeller ve Engel koyanlar iyi tanınmalıdır. Onlara karşı uyanık olunmalıdır.

Genellikle müstekbirler ve müstebidler bir hizmeti ve hareketi eritmek için dört yol denerler: a) Hedefinden saptırır, yani dejenere ederler. b) Tahrik eder, suç işletir, kanun yoluyla ezerler. c)Gözden düşürmek için iftira atarlar, karalarlar. d) Tehdit ve korku salarak sindirirler.
Bütün bunlar için basiretli olunmalıdır. Basiret ve ferasetle olaylar değerlendirilmeli, kararlar alınmalıdır.

Gayeye ulaşmak için sabırlı olalım. Düşünmeli ki, bir çocuk 9 ay da doğuyor. Anneyi ne kadar beslersek besliyelim çocuk daha erken doğmaz. Acele edilmemelidir. Her toplumsal gelişme bir kadere bağlıdır. O kaderi ararken, telaşı, aceleciliği, kaybetme endişesini bir kenara atmalı, itminan ve Hakk’a teslim oluşu ana ilke edinmelidir. Şunu unutmayalım: Biz zaferden değil, seferden sorumluyuz. Menzile varmak o yolda yürüyenlere Allah’ın bir lütfudur, bizim vazifemiz o yolda yürümekten ibarettir.

Başkalarının ne yaptığından daha çok, bizim ne yaptığımız ve ne yapacağımız önemlidir. Zira başkaları bizim gafletimizden, ihtilafımızdan, bölünüp parçalanmamızdan istifade ederler. Öyleyse üzerimize düşen görevleri yapmalı, gaflete düşmemeli, gayretli olmalı, istişare etmeli, başkalarının tecrübe ve birikimlerinden yararlanabilmeliyiz. Gereken fedakarlık gösterilmelidir. Durum ve şartlar neyi gerektiriyorsa o yapılmalıdır.

İmanın verdiği nur ve şuurla, sahip olduğumuz imkanları en iyi şekilde değerlendirmekle, azami bir gayret ve faaliyet içerisine girmekle çok işler yapılacağı, sevindirici büyük sonuçlar alınacağı muhakkaktır. Yeter ki biz üzerimize düşeni yapalım ve “Gayret bizden, netice Allah’tan”diyebilelim.

Ömrümüzü hep şeytan taşlamakla geçirmeyelim. Biz üzerimize düşenleri yaparsak, şeytanlar bizi kandıramaz, engeller çıkaramaz, çıkarsalar da Allah’ın yardımıyla aşarız. “Ey iman edenler! siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca, sapan kimse size zarar veremez…” (5 Maide, 105). Buyuran rabbimize kulak verelim. Biz üzerimize düşeni yapalım, şeytanlar ve şeytanlaşanlar bize zarar veremeyeceklerdir. Bütün işimiz şeytanları konuşmak olmamalıdır, aslolan görevlerimizi yapmaktır.

Kardeşlerim,
Elbette böyle bir dönemde böyle büyük bir davanın mensuplarının da sıkıntıları, dertleri, meşakkatleri çok olacaktır. İstikamet sahibi insanlar dağ gibidir. Sıcaklar dağı eritemez, soğuklar onu donduramaz, rüzgar onu sarsamaz, seller onu götüremez, deviremez.

İyide benim başımda bir sıkıntı, bir dert ve meşakkat yokki diyorsan kardeşim, bil ki; sözüm sana değil…

„Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin örnek olmuş durumları (uğradıkları sıkıntılar) hiç başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?“ (Bakara 214)

06.04.2007, Hacı Bekir B.

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.