Deprem ve Felaketler

Kardeslerim

Kainat hassas bir denge, mükemmel bir ahenk ve şaşmaz bir nizam içinde yaratılmıştır. Kainatta meydana gelen her şey, Yüce Allah’ın koyduğu kanun ve kurallar çerçevesinde cereyan etmektedir. Ve bu kainat icerisinde Rabbimiz, biz kullarını çeşitli şekillerde imtihana tabi tutmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Mealen “Andolsun ki; sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme gibi şeylerle imtihan ederiz. (Ey Muhammed) Sabredenleri müjdele!” (Bakara, 155) buyurulmaktadır.

Bu ayettende anlasildigi gibi bizler cesitli sekillerde imtihan olunmaktayiz ve imtihanadan sabirla cikanlar müjdelenmektedir.

Son zamanlarda müslümanlarin yasadigi bölgelerde etkisini gösteren depremler sel felaketleri orman yanginlari belkide teknik olarak izah edilip bunun manevi yönünü hic konusulmamakta, konusanlar ise hapishanelere doldurulmakta

Halbuki Allah (cc) , Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyurmaktadır: “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden, karada ve denizde fesat çıktı. Allah da, (tuttukları kötü yoldan) dönmeleri için yaptıklarının bir kısmını kendilerine böylece tattırır. Rûm, 41

Ve bir baska ayette ise

“Başınıza gelen herhangi bir musibet, ellerinizle işlediklerinizden ötürüdür. O, yine de çoğunu affeder.” Şura, 30.

Bu afetler karsisinda vurdumduymazlar gibi kendine gelmeyen bir topluluk acaba daha hangi bela ve musibetlerle tanisacak, O topraklara islam sancagini diken osmanli zamanindada depremler olmustur. Belkide o depremler sayesinde maddi tedbiri iyi alip mimarisi asirlardir bizlere birseyler söylemek ister gibi dimdik ayakta kalmasinin yaninda, manende kendilerine ceki düzen vermislerdir, hatta; miladi 1509 yilinda 5000 kisinin ölümüne sebep olan 10000 lerce evin yikilmasina sebep olan deprem ve arkasi kesilmeyen ardci depremler neticesinde zamanin padisahi II. Bayezıt o zamana kadar icraatlarına pek karışmadığı vezirlerini ve devlet erkanını huzuruna topladı. “Bu zelzele zulüm ve fesadınızdan ve mazlumların ahının sebep olduğu bir gazab-ı ilahidir.“ diyerek, hepsini azarlayip hesaba cekmisti.

Kardeslerim

Biz inaniyoruzki bu felaketler bizleri uyarici belkide nasihat edici kendimize cekidüzen vermemizi hatirlatmak icindir. Dolayisi ile Böyle günleri beklemek degil böyle günlerin gelebilecegini düsünerek önceden maddi ve manevi tedbirlerimizi almak zorundayiz.

Deprem denince aklima hep Hz. Ömer (Ra) aklima gelir o adalette simge olan koca insan Allah (cc) ondan razi olsun, Onun zamaninda medine sarsilir be bu sarsinti bir müddet devam eder ve O büyük insan hutbede iken yine sarsilmaya baslayinca cemaati topluca tevbeye davet eder Tövbe edip Allah (cc) ´ya siginip yere inerek. Sopayı yere vurar söyle der, “Ey yer, ben tövbe ettim, sen de sakin ol!“ diyor. Ve yer yer sakinleşiyor. O kendilerini Allah (cc) ´ya adamis insanlar bu gibi afatlar karsisinda kendilerini hesaba cekerek tevbe ederken bize ve bizimkilere ne oluyorki yerimize mihlanmis gibi beklemekteyiz!

Evet kardeslerim

Kissadan hisse alabilenler icin ne güzel misal degilmi? Aslinda madden basimiza gelen depremler kadar manen basimiza gelen depremlerde vardir, iste müslümanlarin aralarindaki Nifak anlasamamazlik, ayrilmalar, birbirini begenmemeler kücük görmeler, enaniyet, nifak alameti olan yalan söyleme bir gün söz verip ertesi günü o sözünden dönmesi! seriat mahkemesine cagrildigi halde uyduruk bahanelerle gitmeme, ve meselelerimizi emredildigimiz halde Allah (cc) ve Rasûl-ü Ekrem (SAV)´e götürmememiz, cemaatle yasamamiz emredildigi halde ferdi yasami devam ettirmemiz, bu manevi depremlerden ipret almadigimizi göstermektedir, kimse kusura bakmasin fakat artik müslümanlarin vurdumduymazligi haddi asmistir. Gecenlerde gazetenenin biri mansetten verdigi bir haberde birtarafta deprem birtarafta türk elcisinin yaptigi alemi sunarak bu kadarda duyarsiz olunmamasi gerektigini anlatmaya calismaktadir, peki onlardan biride bizim bazilarinin islami dügün tabiriyle yaptigi dügünlerle filistini, afganistani yanyana koysa ve bas yaziyida bizim söylememizi isteseler acaba ne yazardik!

Insan bazan karamsarliga düsüyor aynen iskencelere dayanamayan Habbab bin eretin Rasûl-ü Ekrem (SAV)´e gelerek Allah cc´nun yardimi ne zaman gelecek dedigi gibi. Fakat bununla birlikte kendimize ceki düzen vermemiz muhasebe yapmamiz ve umumi tevbe ederek bu hayata dur demenin zamanida gelmistir artik. Dünya mali san söhret, mevki makam, arabamiz evimiz fani seylerdir ve aldatici seylerdir önümüze dikilen bu engeller bizi dinimizi yasamaya engel olmamali bilakis onlari bir vasita olarak kullanabilmeliyiz.

Kardeslerim

Hutbemin sonunu Rasûl-ü Ekrem (SAV)´in bindörtyüz sene önceki söyledigi bir hadis mealiyle baglamak istiyorum: söyle buyurmakra O RASUL
„Nefsimi kudret elinde tutan Zat’a kasem olsun, ya ma’rufu emreder ve munkerden de yasaklarsiniz veya Allah’in katindan umumi bir bela gondermesi yakindir. O zaman yalvar yakar olursunuz da duaniz kabul edilmez.“
Tirmizi, Fiten 9, (2170). Belkide Allah göstermesin o günleri yasamaktayiz ama baska sigincak yerimiz yoktur tevbemiz ve duamiz onadir.

Ya Rab; Bizlere aci, bizleri azdirma, Senin dinini yasamayi bize kolay kil, biz inaniyoruzki cemaat halinde yasamamizi sen emretmektesin
Yine ayrilmamizi parcalanmamizi sen yermektesin, bizi sirati mustagiyme dahil eyle unutulan farzlari ihya etmeyi bize nasip eyle.
Sen bizim mevlamizsin, Din gününün sahibisin o gün bizleri hesabini verenlerden eyle.

Hazırlayan: Huzeyfe

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.